Fitoöstrojenler ve Meme Kanseri
Diyetin kanser gelişiminde önemli bir risk faktörü olduğu bilinmektedir. Göğüs kanseri, fitoöstrojenlerin etkilerinin araştırıldığı kanser türleri arasında en çok çalışılan kanser türüdür. Çalışmaların bir kısmı fitoöstrojenleri göğüs kanseri riskini azaltan bileşikler olarak gösterirken, bir kısmı bu bileşiklerin gögüs kanseri gelişimini uyararak, riski artırdığını göstermektedir. Fitoöstrojenlerin göğüs kanserine karşı koruyucu olabileceği düşüncesinin ilk dayanağı epidemiyolojik çalışmalardır. Batılı toplumlarda kadınlarda en sık görülen ve insidansı hızla artan kanser türü olan göğüs kanserinin, Asya ülkelerinde görülme sıklığı Birleşmiş Milletlerdekinin sadece ¼’ü kadardır, İkinci dayanak tamoksifen’in göğüs kanseri tedavisinde başarı ile kullanılmasıdır. Tamoksifen antiöstrojen etki göstererek, hipotalamusa etki eder, LH ve FSH düzeylerini azaltır. Eğer fitoöstrojenler de antiöstrojenik özellik göstererek bu mekanizmayı sağlıyorsa, doğal bir koruyuculuk oluşturur diye düşünülmektedir. Sıklıkla bahsedilen diğer bir hipotez de, fitoöstrojenlerin menstrual siklusu uzatarak ve yaşam boyu maruz kalınan östrojen düzeyini azaltarak kadınları hormona bağlı kanserlerden koruduğudur. Uzun menstrual siklus, luteal fazda östrojene maruz kalma süresini kısaltarak göğüs kanseri riskini azaltabilir. Batıda menstrual siklus 26-28 gün sürerken; Asya’da bu sürenin 32 gün kadar olduğu bilinmektedir
Soya isoflavonları diyetin bir komponenti olarak meme ve prostat Ca’yı azaltmasından ötürü büyük ilgi görmektedir. Hayvan çalışmaları ve hücre kültür verileri isoflavonların antikanser etkilerini desteklemesine rağmen, bu koruyucu etkileri destekleyen insan çalışmaları kısıtlıdır. Genistein, antioksidan özelliği olan bir fitoöstrojendir ve karsinogenezde hedef dokusu östrojen ve androjen sinyal yolu üzerindendir. Genisteinin ayrıca anjiogenez ve metastaz inhibisyonu da yaptığı gösterilmiştir. Meme Ca risk faktörleri içerisinde steroid hormon düzeyleri ve menstrüel siklus uzunluğu da yer almaktadır. Japon kadınların kan ve idrarında Batılı kadınlara göre daha yüksek isoflavon düzeyi saptanmış ve buna bağlı olarak menstrüel siklusun anlamlı şekilde uzadığı gözlenmiştir. Mamaryan epitelyal hücrelerin steroid hormonlarına maruz kaldığı süre ne kadar uzun ise, meme Ca riski de o kadar fazla olmaktadır. Özellikle siklusun luteal fazında mamaryan hücreler daha fazla proliferasyona uğradığından, kadın hayatı boyunca menstrüel siklus uzunluğundaki değişiklikler meme dokusu için önemlidir. Özellikle siklus uzadığında foliküler faz luteal fazdan daha fazla uzadığı için risk daha az olmaktadır. Fitoöstrojenlerin hormona bağlı kanserleri total östrojene maruz kalınan süreyi kısaltarak azalttığı düşünülmektedir. Buna rağmen iki yeni çalışma sonucu birtakım endişeler ortaya çıkmıştır. Premenopozal kadınlarda 60 mg/gün soya içeren gıdalar (45 mg isoflavon) tüketildiğinde, memede epitel hücrelerinin sayısında artış, soya protein ürünleri (38 mg/gün) tüketildiğinde ise, memede sıvı sekresyonunda ve hiperplastik hücrelerde artış saptanmıştır. Bu iki çalışma da artmış hücre proliferasyonu ile ilgili olup bu izole gözlemler, fitoöstrojenden zengin diyetle beslenenlerde (her ne kadar bu görüş epidemiyolojik verilerle uyumlu olmasa da) tümör gelişim riskinin arttığı endişesini yaymıştır. Soya isoflavonlar ile ilgili olarak gerçekte kabul edilen tek hipotez, soya ürünlerinin özellikle yaşamın ilk yıllarında, pubertede kullanımı ile meme kanserine karşı koruyucu olduğu şeklindedir. Japon kadınlarının da meme kanserine daha az yakalanmasının nedeni, belki de yaşamın ilk yıllarından beri protein ihtiyaçlarını soya ürünlerinden temin etmeleridir. Genistein desteğinin meme kanseri insidansı üzerindeki etkisini gösteren, insanlar üzerinde yapılmış klinik bir çalışma mevcut olmamakla birlikte, 45 mg/gün isoflavon tüketiminin menstrüel siklus değişikliğine yol açarak, kanseri riskini azaltabileceği düşünülmektedir. Ancak yine de hasta güvenliği açısından bu tür preparatların östrojene bağlı tümörü olan hastalara verilmesi kontrendikedir. Soya tüketiminin yüksek olduğu Hong Kong ve Singapur’da, meme kanseri oranı düşüktür(1-2-5)
Sonuç olarak fitoöstrojenlerin göğüs kanserine etkisi ile ilgili çelişkili verilerden dolayı, göğüs kanserinden korunmak veya tedavi etmek için fitoöstrojen alımı ile ilgili öneriler yapmak henüz mümkün değildir. Bu noktada bilinenler, fitoöstrojenlerin doza, dokuya ve kullanılan fitoöstrojen türüne göre farklı davranabildikleri; düşük konsantrasyonda alımlarının göğüs tümörlerinin klinik veya subklinik büyümesini artırabildiği ve olası östrojenik mekanizmayı kullanarak tamoksifenin antitümör etkisini antagonize edebildiği, yüksek konsantrasyonda alımlarının ise göğüs tümörlerinin büyümesini baskılayabildiği ile sınırlıdır. Fitoöstrojenlerin yüksek dozda tablet formda alımlarının göğüs kanserine karşı koruyucu veya güvenilir olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur; ancak fitoöstrojenin kaynağı olan besinlerin tüketilmesi kadınlarda yararlı etkiler oluşturabilir. Etki mekanizmaları aydınlatılamadığı sürece, fitoöstrojenlerin göğüs kanserine karşı koruyucu bileşikler olduğu söylenemez ve tedavide kullanılamaz. Bu konuda uzun dönemli insan çalışmalarının yapılarak bu noktaların aydınlatılması ve önerilerin bu sonuçlar doğrultusunda verilmesi gerekmektedir (2).