Archive for the ‘Kadın Sağlığı’ Category
Kadınlarda Zevk Noktaları
Kadınlarda cinsel uyarı bölgeleri
Kadın cinselliği son derece karmaşık bir yapıdadır ve bu özelliğiyle erkeklerden belirgin biçimde ayrılır. Kadınlar cinsel ilişkide erkeklere oranla çok daha fazla seçicidirler ve bir erkeği tamamen tanımadan o erkekle cinseliliği yaşamak istemezler. Kadınların pek çoğunun erkeklerden farklı olarak duygusal bağlamda bir şeyler hissetmeden bir erkekle beraber olmaya istekli olmayacakları kolaylıkla söylenebilir.
Tanınmış psikanalist K. Horney kitaplarında insanın tabiatının temelde sevgi ya da güç arayışı içerisinde olduğunu ve bir insanın davranışlarını yönlendiren en önemli faktörlerden birinin bu arayışını tatmin etmek olduğunu vurgulamıştır. Bu anlayışa göre insanların bir kısmı diğerlerinin kendilerini sevmesini isterken, diğerleri sevilmekten ziyade güçlü olmak peşindedirler. Bu görüşün devamında Horney, kadınların doğası gereği daha çok sevgi odaklı, erkeklerinse güç, kuvvet odaklı olduğu görüşünü taşıdığını belirtmiştir. Özetle söylemek gerekirse Horney’e göre kadın için bir erkeğin sevgisini kazanmış olmak çok önemliyken, bir erkek için önemli olan kadının onu kuvvetli görmesidir.
kadinlarin_zevk_noktalariK. Horney, sevgi ve güç arayışının cinselliğe de yönlendiğini, bayanın seksi daha çok seviliyor olmanın bir göstergesi olarak gördüğünü, erkeğinse cinselliği güçlü olmanın, kadına sahip olmanın bir göstergesi olarak görme istidadında olduğunu söylemiştir.
KADINSAL UYARILAR
Uyaran, beynimizin belli bölgesinde insana bir duygu yaşatan ve bizi belli bir davranışa yönlendiren bir iletidir. Refleks uyaranlar bizi otomatik davranışlara yönlendirirken karmaşık uyaranlar öncelikle bir duygu yaşamamızı sağlar ve ardından bizi harekete geçirir.
Beynimiz birbirinden çok farklı uyaranları algılama kapasitesine sahiptir. Bütün uyaranların ortak özelliği duyu organlarımız aracılığı ile alınması ve bir kimyasal iletiye dönüştürülerek beynimize aktarılmasıdır.
Gözler, kulaklar, burun, tad alma organlarımız ve derimizle algıladıklarımız az önce belirttiğimiz bir bir biçimde beynimize ulaştırılır ve bir tepkinin doğmasını sağlar. Sevdiğimiz bir kişinin görüntüsü ya da sesi bize daha farklı bir his yaşatırken, sevmediğimiz bir kişiyi görmek ya da sesini duymak insana yaşattığı negatif duyguyla bizi o kişiden psikolojik ya da fiziksel olarak uzaklaşma davranışında bulunmaya iter
NLP olarak adlandırılan ve son zamanlarda hızla yaygınlaşan öğretiye göre insanlar duyularında seçici davranmaktadırlar. Kimi insanlar dokunsal, kimileri işitsel, bir kısmı da görsel uyaranlardan daha çok etkilenmekte ve daha çok etkilendikleri uyaran onlarda daha açık bir davranış değişikliği yapmaktadır.
KADINSAL UYARILAR AKTARILDIĞINDA ÇIKAN SONUÇ ŞUDUR:
Bazı kişiler dokunulmaktan, bazıları cinsel içerikli konuşmalardan ve seslerden, bazılarıysa cinsel içerikli görüntülerden diğer uyaranlara göre daha çok etkilenmekte ve kişinin tercih ettiği uyaran onu cinsel açıdan daha çok etkilemektedir.
Bir misal vererek bu teori daha iyi anlaşılabilir duruma getirilebilir: Bir erkek, daha önceden birlikte olduğu bir kadını sadece sözleriyle etkileyebilmeyi başarmış, bir başka kadınsa ona dokunulmaktan çok hoşlandığını, fakat sözlerin onu fazla etkilemediğini söylemiştir. Bu iki kadından birincisi duysal eğilimi, 2. kadın ise dokunsal eğilimli bir kadındır.
Kısaca söylemek gerekirse erkekler genellikle görsel ve işitsel eğilimli, kadınlarsa daha çok dokunsal ve işitsel eğilimlidir. Kadınlar erkeklerden farklı olarak pornografik yayınları seyretmekten çok fazla zevk almaz, duygusal olarak “bir şeyler hissettikleri” erkeğin ona temas etmesinden hoşlanırlar.
Kadınların Dokunulmaya Duyarlı Bölgeleri
Sinir uçlarının diğer bölgelere göre belirgin bir şekilde yoğun olması sebebiyle kadınların pek çoğunda genital bölgenin en duyarlı bölgesi klitoristir ve en güçlü orgazmlar bu bölgenin uyarılmasıyla meydana gelir.
Her kadının cinsel doğası ve zevk noktaları bir başka kadına göre farklıdır ve kendini iyi tanıyan bir kadın dokunulduğunda kendisini en çok uyaran bölgeyi iyi bilir.
Kadınların hemen hepsinde memeler, meme uçları, dudaklar ve vajina dokunulmaya duyarlı en önemli bölgelerdir. Yine boyun bölgesinde bazı noktalar, kulak memeleri, bacakların iç yüzeyleri ve karın cildi çoğu kadın için cinsel açıdan son derece uyarıcıdır.
Kadınların çoğunlukla işitsel eğilimli olmaları sebebiyle eşleri tarafından kulaklarına fısıldanan güzel sözler de kadınları etkiler.
Kadınların dokunulmaya duyarlı bölgelerini belirlemeleri, sexe hazırlık aşamasının en güzel biçimde yaşanabilmesi ve kadının cinsel ilişkiye kusursuz bir biçimde hazırlanabilmesinin sağlanabilmesi bakımından önemlidir. Her bilinçli erkeğin partnerinin dokunulmaktan hoşlandığı bölgeleri iyi tanıması gerekir.
Kimi kadınların dokunulmaya duyarlı bölgeleri o kadar hassastır ki, kadın bu bölgeye yapılan bir uyaranla orgazm olabilir.
G Noktası
G noktası, Graefenberg adlı bilim adamı tarafından 1944 senesinde tarif edilen ve vajina ön duvarının ortalarında bulunan bir bölgedir.
G noktasının varlığı ya da orgazmdaki önemi bir kısım hekimlerce kabul edilmemekte, bazıları ise G noktasını vajinal orgazm oluşumunun merkezi olarak görmektedir.
Kadının Boşalması
Kadında orgazmı sonrasında bazen aynen erkekteki boşalmaya benzer bir sıvı geldiği saptanmış olmakla beraber bu sıvının aslında idrar olduğu ve kadındaki boşalma olarak tarif edilen olayın büyük bir ihtimalle orgazm sırasında idrar kaçağı olduğu sonradan anlaşılmıştır.
Gerçekten de hiçbir idrar kaçırma sorunu olmayan bir kadında kuvvetli bir orgazm sonrasında farkında olmadan idrar kaçağı olabilmektedir.
İnsan vücudundaki cinsel uyarı bölgeleri veya cinsel uyarıya eğilimli bölgeler sadece üreme organları olarak görülmemelidir. Kadınlarda, bütün bedeni kaplayan cilt, cinsel bakımdan az veya çok uyarılabilecek durumdadır, insan bedeninde bulunan en belli başlı cinsel uyarı bölgeleri aşağıda belirtilmiştir.
Penis
Penisin farklı bölümleri arasında en duyarlı olanı, glans ismi verilen penis ucudur. Bunun da özellikle alt bölümü, yarığın tam gerisinde bulunan bölüm, en duyarlı kısmıdır. Penisin sapı ve daha çok köküne yakın bölümü en az duyarlı bölgedir. Bununla beraber, ritmik olarak uygulanan bir uyarıya karşılık verir.
Klitoris
Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Dış deri normal olarak klitorisi kaplamakta olup, klitoris başının (erkekteki penis ucunun karşılığı) ilk anda göze çarpmasını önler. Uyarıya çok yatkın olup, dokunmaya, ritmik baskıya ve her şeyden çok devamlı ancak aralıklı bir uyarıya karşılık verir. Klitorisin ara vermeden uyarılması aslında iyi birşey değildir. Kadında, gıdıklanmayı çağrıştıran, karşı koyulması, dayanılması son derece zor bir his uyandırabilir. Klitorise karşı özel bir ilgi gösteren bir erkek, bu noktanın çevresini uyararak da aynı sonuca erişebileceğini, kadının coşkusu için klitorisin kendisine dokunmanın kesinlikle gerekli olmadığını bilmelidir.
Küçük Dudaklar (Labia Minora)
Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Bir iç dudaktan başlayarak klitorisin üstünden de geçerek öbür iç dudakta son bulan bir tür döner uyarı uygulandığı zaman kadının cinsel coşkusu belirli bir şekilde artar.
Döl Yolu Ağzı
İdrar deliği ile döl yolu ağzını içine alan bölge de son derece duyarlıdır.
Döl Yolu
Döl yolunun ağzındaki sfenkter çemberi her hangi bir baskı altında kaldığı zaman daralır. Döl yolunun ön bölümüne, aşağı doğru parmaklar ile uygulanan ritmik baskı, çok keskin bir cinsel coşkuya yol açar. Döl yolu duvarları dokunmaya karsı fazla duyarlı olmadıkları için, penisin döl yoluna girmesinden duyulan cinsel coşku, daha. çok ruhsal bir coşkudur. Döl yolu içini doğrudan doğruya uyarmaya kalkmak bu bakımdan tüm anlamsız olmasa bile, tırnakların bu bölgeyi zedeleme ihtimalleri vardır. Parmakların döl yolu ağzından daha ileri gitmemeleri öğütlenir. Klitorisin dibi uyarıldığı zaman döl yolu ağzında da cinsel coşku duyulur.
Serviks
Aslında bu bölge dokunmaya karşı duyarlı değildir. Kadın serviksin uyarıldığını sanabilir; ama bu, penisin çok derinlere girmesinden dolayı meydana gelen basıncın peritoneum’u (döl yatağı yüzeyini kaplayan doku] etkilemesi ve derinlere giren penisin genellikle bir seri tepki yaratması yüzündedir. Bu bölgeyi erkeğin parmakları ile uyarmaya çalışması doğru değildir, çünkü eşini yaralayabilir.
Büyük Dudaklar
Erkeğin teslis torbalarını andırır Kadının cinsel duygularının uyanmasında önemli bir rol oynamaz ama penis üzerinde uyarıcı bir etkisi olabilir.
Testis Torbaları
Cinsel uyarı ile doğrudan doğruya pek ilişkisi yoktur. Bazı erkekler, testis torbalarının avuç içinde tutulup parmaklar ile uyarılmasından coşku duyarlar. Çoğu erkekler ise testis torbaları biraz fazla sıkıldığı zaman acı duyarlar. Bununla birlikte testis torbalarının bir avantajlı yanı vardır: cinsel birleşme sırasında kadının gövdesine hafifçe değerler ve bu çoğu kez kadına zevk verir.
Apış Arası
Döl yolu ağzı (ya da penis kökü) ile anus (makat) arasında kalan bölge dokunmaya karşı duyarlıdır. Bu bölgenin orta bölümü özellikle basınca karsı duyarlıdır.
Anus (Makat)
Bu bölgedeki cinsel duyular kişiye ve ruhsal etkilerin derecesine göre değişir. Makat ile cinsel organ aynı kaslar ile birbirlerine bağlı olduklarından, gerek erkekte gerekse kadında, cinsel organlar uyarıldığı zaman makat küçülür ve makat uyarıldığı zaman da, cinsel organlar kasılır.
Memeler
Kadınlarda memeler dokunmaya karşı duyarlıdırlar Ritmik bir basınç ve uyarı hareketi cinsel duyguların çoğalmasını sağlayabilir. Özellikle meme uçları, klitoris kadar duyarlıdır. Kadının memeler yolu ile duyduğu uyarı aynı anda döl yatağına ve diğer cinsel organlara aktarılır. Bazı kadınlar, meme uçlarının öpülmesini ya da emilmesini cinsel organların uyarılmasına tercih ederler. Bu arada, analık duygularının kadının ruhsal yapısında tuttukları yeri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir takım kadınlar, sırf analık duygularının ağır basması yüzünden memelerinin uyarılmasından cinsel coşku duymazlar. Cinsel bakımdan, erkek memesi kadın memesine oranla çok daha az duyarlıdır.
Ağız
Dudaklar, dil ve ağızın diğer bölümlerinde, en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duyu bulunmaktadır. Memeler ya da cinsel organlar uzun uzun öpüldüğünde cinsel coşku geniş ölçüde artar.
Kaba Etler
Kaba ellerdeki kaslar kasıldığı zaman cinsel coşku artar. Bu sebeple, cinsel birleşme esnasında gerek kadın gerekse erkekler, bilinçli veya farkında olmadan kaba etlerinde bulunan kasları kasarlar. Bu kasılmanın neticesi olarak makat da küçülür ve böylece cinsel organlar uyarılmış olur, döl yolu kasları gerilir, döl yolu ağzı daralır; erkekte ise penis sertleşir.
Bacaklar
Bacakların iç bölümleri cinsel uyarıya karsı keskin bir tepki gösterirler.
Diğer Bölgeler
Bazı kimselerin bedeninde, yukarda belitilenlerin yanı sıra gelişmiş bir takım cinsel uyarı bölgeleri mevcuttur. Bunlar çoğunlukla , gözler, kulaklar, ense, boyun, koltuk altlan, göbek, karın, bel, sırt, kasıklar, göğsün iki yanı ve bunların çevresindeki bölgelerdir. Saçların ve kimi bölgelerdeki kılların hafif hafif okşanması da bazı hallerde cinsel duyguları uyandırabilir.
Jinekolojik Kanserlerde Tedavi
JİNEKOLOJİK KANSERLERDE TEDAVİ
Jinekolojik kanserlerin tedavilerindeki başarı hastalığın evrelerine göre farklılık gösteriyor. Etkin tedavinin genellikle cerrahi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Umur Çolgar, “Yumurtalık kanserinin tüm evrelerinde cerrahi uygulanır” diyor ve ekliyor:
“Genellikle bu olgular geç dönemde bulgu verdikleri için hasta ileri evrede başvururlar. Hastalara tam cerrahi evreleme yapılmalı ve tümör kitlesi minimum seviyeye indirilmelidir. Cerrahi evreleme sadece rahim ve yumurtalıkların alınması değil kanserin tüm karın içinde yaygınlığının araştırılması ve yayıldığı belirlenen bölgelerin temizlenmesi anlamına gelir. Böylece hasta ileride alacağı kemoterapiden maksimum fayda görür. Genellikle yumurtalık kanserinin ilk sonrası kemoterapi takiben ve “ikinci bakış ameliyatı” denilen tekrar bir operasyon yapılır. Bu ameliyatın sonucunda gerekirse tekrar kemoterapi verilir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde cerrahi uygulanırken ileri evrelerde radyasyon terapisi temel tedavi seçeneğini oluşturur. Rahim kanserinde ise yine cerrahi ilk tedavi seçeneğidir. Sonrasında radyoterapi ve gerekirse kemoterapide uygulanabilir. Jinekolojik kanserli olgularda tedavi ve izlem multidisipliner yapılmalıdır. Hastalıkların nükslerinde birden fazla tedavi kombine olarak kullanılabilir.”
KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER
Jinekolojik kanserlerin nedenleri çok farklı olduğu için korunmada da birçok faktörü dikkate almak gerekiyor. Rahim ağzı kanserinden korunmak için cinsel yolla bulaşan hastalıklardan özellikle insan papillom virüs (HPV) enfeksiyonundan korunma ön plana çıkıyor. Üreme çağında doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ve yumurtalık kanserlerin görülmesinde belirgin oranlarda azaldığı bilinmektedir. Sigara kullanımı da rahim ağzı kanser riskini artırdığından sigaranın bırakılmasını öneren Prof. Dr. Umur Çolgar, şöyle konuşuyor:
”Rahim ağzı kanseri: Rahim ağzı kanserinin erken tanısı ve tedavisi mümkün olduğundan mutlaka her yıl belirgin bir yakınma olmasa da Pap smear testi yapılmalıdır. Son yıllarda HPV enfeksiyonları için aşı çalışmaları sürdürülüyor. Ancak henüz rutin kullanıma girmiş değil.
Rahim kanseri: Aşırı kilo alımının engellenmesi, karşılıksız östrojen alınmaması ve kanserleşme potansiyeli olan rahim hastalıklarının uygun tedavi edilmesi gerekiyor.
Yumurtalık kanseri: Doğum kontrol haplarının kullanılması ve ailede yumurtalık kanseri varlığında koruyucu girişimler önerilebilir. Yani yumurtalık alınabilir. Ancak bu her zaman yumurtalık kanserini ortadan kaldırmayabilir. Jinekolojik kanserlerden korunma en iyi rutin yıllık muayenelerin ihmal edilmeden yaptırılması ile gerçekleşir.”
Vajinal Akıntı Nedenleri ve Yapılması Gerekenler
Vajinal Akıntı Nedenleri ve Yapılması Gerekenler
Sıkıntı yaratan vajinal akıntı, birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkar.
Vajinadaki enfeksiyon kaynaklı akıntılar, kadınların jinekoloji uzmanına en fazla başvurma nedenleri arasında yer alır. Vajendeki akıntının normal mi hastalık kaynaklı mı olduğunu anlamak için muayene şarttır. Vajenin içinde bulunan bazı özel yararlı bakteriler sayesinde hastalık yapıcı mikroplar üreyemezler. Vajen salgısındaki mikroplar topluluğuna “vajinal flora” denir.
Bu doğal flora, östrojen hormonu sayesinde dengede tutulur ve yararlı basillerin üremesine yardımcı olur. Bu basiller, vajenin asit ortamını sağlar ve dışarıdan içeriye giren yabancı mikroplara karşı koruma görevini yapar.
Vajendeki bu koruyuculuk; bazı nedenlerden dolayı bozulursa, enfeksiyonlar oluşur, vajinal akıntı, kaşıntı ve sıra dışı kokular ortaya çıkar. Vajenin bu koruyuculuğunu bozan en sık nedenler:
* H derecesini (normalde pH 3.5-4.5 arasındadır) bozan davranışlar. Yani sık sık genital bölgenin sabun gibi temizlik maddeleriyle yıkanması, vajinal duş uygulanması kullanımı
* Sık cinsel ilişkide bulunmak
* İç çamaşırlarının sıkı ve hava almasını önleyen sentetik kumaştan olması
* Günlük pedlerle vajenin sürekli kapatılması
* Oral ve anal **** gibi cinsel davranış biçimleri
* Çocuklukta ve menapoz döneminde östrojen hormonu yokluğu nedeniyle koruyuculuk azalmakta ve vajen enfeksiyonları daha sık görülmektedir.
Akıntı genellikle saydam veya açık beyaz renktedir. Miktarı ve niteliği kişiye göre farklılık gösteriyor. Bu salgı ****üel yanıt, gebelik ve adet döngüsünün gününe göre değişebilir. Fizyolojik akıntı adetten hemen önce ve sonrasında az miktarda beyaz renkli olup, adet ortasında ise miktarı artarak saydam ve sulu bir akıntı şekline döner. Fizyolojik akıntıda beraberinde sıra dışı koku, kaşıntı ve yanma gibi belirtiler yoktur. Muayenede anormal bulguya rastlanmaz. Akıntının rengi koyu sarı, yeşil, gri veya kanlı ise beraberinde yanma, cinsel ilişki sırasında yanma, kaşıntı ve koku varsa bu akıntıların hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Akıntı şikayetiyle gelen kadınlarda ayrıntılı sorgulama yapılması önemlidir. Bu arada cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar yönünden de araştırma yapılmalıdır.
BAKTERİYEL VAJİNİTLER: Gri ve beyaz renkte, kötü kokulu akıntı vardır, hafif kaşıntı ve yanma olabilir. Hastalar özellikle cinsel ilişki sırasında veya hemen sonrasında hissedilen kötü kokudan şikayet ederler.Rahim içi araç kullananlarda daha sıklıkla görülür. Tedavi edilmediği takdirde üst genital sisteme de ilerlediği bildirilmektedir.
Doğum Kontrolü Nasıl Yapılır
Doğum kontrolü çağımızın en mühim konularından biridir. Bunun sebebi halkımızın sosyoekonomik yapısından kaynaklanır. Gelişmekte olan ülkelerde nüfus artış hızının yüzde üç olması 25 senede nüfusun 2 katına çıkmasına, işsizlik, konut yetersizliği gibi sosyoekonomik problemlerin büyümesine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise birçok sebeple eşler daha az veya daha uzun aralıklarla bebek sahibi olmayı seçmektedir. Bu problem pek çok tartışmaya sebep olmakla birlikte, Avrupa ülkelerinde doğum kontrolünün yaygın olarak uygulanmakta olduğu söylenebilir. Kadınların ortalama evlenme yaşı doğurganlık süresi dikkate alındığında, her kadının ömür boyunca ortalama 7 çocuk doğurabileceği ortaya çıkar. İstatistiklere göre Avrupa ülkelerinde her kadın ortalama 2 çocuk doğurmaktadır.
SEÇİMDEKİ ÖLÇÜTLER
En iyi doğum kontrolü yönteminin belirli gereksinimlere yanıt vermesi gerekir. İstenmeyen gebeliğin gerçekleşmemesini sağlamalı, kullanmaktan vazgeçildiğinde normal döllenme ve doğurganlık etkilenmemiş olmalı, kullanıldığı süre boyunca ve sonrasında tümüyle zararsız olmalı, uygulanması kolay, ucuz olmalı, ahlaki ve toplumsal açıdan psişik ve fiziksel yan etkileri bulunmamalıdır. Günümüzde uygulanan doğum kontrol yöntemlerinin hiçbirinin bu gereksinimlerin tümüne yanıt verdiği söylenemez. Bu yöntemleri tanımlamadan önce, Önemi kişiden kişiye değişen temel ölçütleri açıklamaya çalışacağız.
ETKİ
Kadınların büyük bir bölümü doğum kontrol yöntemi seçiminde etkinin en önemli ölçüt olduğunu düşünür. İlk bakışta, etkinin en kolay belirlenen bir ölçüt olduğu sanıhrsa da, bir yöntemin etkisini belirleyen pek çok öğe vardır. Her şeyden önce, döllenme kapasitesinin bireyden bireye değiştiğini göz önünde tutmak gerekir. Buna ek olarak, çiftin doğum kontrolü uygulama nedeni hesaba katılmalıdır. Herhangi bir yöntemle doğum kontrolüne kesinlikle gerek duyan çiftler, eğitimlerim sürdürmek ya da aile huzurunu sağlamak için doğumu ertelemeye çalışan çiftlerden daha iyi sonuçlar almaktadır. Son olarak, ahlaki etkenlerin de hatırlanması gerekir; çiftin kültür düzeyi ve yöntemin uygulanma kolaylığı da etkisini artırabilir. Bu değerlendirmelerin sonucunda, gebeliği önleyici bir yöntemin etkisi, istatistiklerde gösterildiği gibi, büyük topluluklarda ölçülebilir. Tek bir olgudan yola çıkarak genelleme yapmak olanaklı değildir.
ZARARSIZLIK
Bir yöntemin geçerli olabilmesi için hem uygulandığı sırada, hem de yöntem bırakıldıktan uzun süre sonra bile herhangi bir zararlı sonucu olmamalıdır. Ayrıca, bırakıldıktan sonra doğurganlık üzerinde kesinlikle hiçbir etkisinin de olmaması gerekir. Gebelik önleyici yöntemin kullanılmasına karar verirken kadının doğurganlığında yaşla birlikte ortaya çıkacak değişiklikler de göz önünde tutulmalıdır. Kadınlar 25 yaşında, 35 yaşa göre yaklaşık iki kat daha doğurgandır; bu nedenle, doğum kontrolünün uzun süre uygulanması, istenildiğinde gebe kalma olasılığının azalmasına yol açabilir. Ayrıca, kazayla bir gebelik gerçekleşirse, yöntemin dölüte kesinlikle zarar vermemesi de gerekir.
KABUL EDİLEBİLİRLİK
Oldukça değişken olabilen kişisel koşullara bağlı olduğundan, en zor değerlendirilen ölçüttür. Uygulama kolaylığı Çok önemli bir unsurdur ve yöntemin etkisine de yansır. Yirmi akşam boyunca birer hap almak çok kolay görünse de, bu yöntemdeki başarısızlıkların büyük bir bölümünün nedeni unutkanlıktır. Bazı yöntemler (örneğin, vücut sıcaklığı yöntemi) hekimle sıkı işbirliği gerektirir; bazıları ise (örneğin, spiraller) özellikle hekim tarafından uygulanmalıdır. Vücudun yöntemi kabul edip etmemesi ise kişiden kişiye değişir. Doğum kontrol hapına gösterilen değişik tepkileri ve sperma öldürücü kreme karşı alerjileri unutmamak gerekir. Ahlaki ya da dini açıdan kabul edilebilirlik ise, gebelik önleyici yöntemin seçiminde göz önünde tutulması gereken önemli bir etkendir.
Aşağıda en yaygın yöntemleri inceleyerek, dayandıkları ilkeleri göstermeye ve elde edilen sonuçları değerlendirmeye çalışacağız. Ne var ki, bu bilgilerin doğum kontrol yöntemi seçiminde rehber olamayacağını belirtmek gerekir. Bu seçim bir hekimle birlikte, kişisel özellikler göz önünde tutularak yapılmalıdır.
GERİ ÇEKME
Kesin istatistik veriler bulunmasa da, eski çağlardan, beri uygulanmış ve günümüzde en çok kullanılan yöntemdir. Erkeğin ersüyunu boşaltmadan önce kamışını dölyolundan geri çekerek dışarıya boşalmasına dayanır. Doğru uygulandığında yeterli sonuç verir. Başarısızlık oranı yüzde 17′dir. Başarısızlık erkeğin zamanında geri çekilememesinden ya da bazı spermlerin boşalmadan önce dışarı çıkarak yumurtaya ulaşmasından kaynaklanır. Bu yöntem, doğum kontrolünde bütün sorumluluğu erkeğe bırakır; kadının erkeğe güveni tam olmayabilir. Bu durum, özellikle ilişkinin kesintiye uğramasından doğan tatminsizlik de varsa, ciddi gerilimlere neden olabilir.
TAKVİM YÖNTEMİ
Özellikle Avrupa’da, en yaygın yöntemlerden biridir. Katolik Kilisesi’nin kabul ettiği tek yöntemdir. Başlıcaları Ogino-Knaus yöntemi, vücut sıcaklığının ölçülmesine dayanan yöntem ve bu ikisinin birlikte uygulanmasından oluşan yöntemdir. Bu yöntemlerin tümünde cinsel ilişki âdet çevriminin belirli günleriyle sınırlanır; bu günler kadının fizyolojik olarak kısır olduğu dönemdir. Bir başka deyişle, bu yöntemlerin temelinde âdet çevriminde yalnızca belirli günlerde döllenmenin gerçekleşebileceği ilkesi yatar. Bu ilke, aşağıdaki verilere dayanır:
• Her çevrimde yalnızca bir yumurta serbest kalır;
• yumurta, yumurtalıktan dölyatağma geçtiği andan başlayarak 12-24 saat içinde döllenebilir;
• dölyoluna giren spermler dölleme özelliklerini en fazla 3-5 gün koruyabilir.
Bu verilerden yola çıkarak, yumurtlama tarihi kesin olarak belirlenmelidir.
En yaygm kullanılan yöntemler aylık çevrimin uzunluğunun istatistiklerle hesaplanmasına dayanan Ogino-Knaus yöntemi ile yumurtlama döneminde vücut sıcaklığının hafif ama net olarak artmasına dayanan yöntemdir. Ogino-Knaus yöntemi – Bu yöntemin uygulanması için âdet çevriminin birinci gününden başlayarak günler numaralanır.
Yöntemin etkili olabilmesi için, aylık çevrimin süresinin kesin olarak bilinmesi gerekir. Bunun için 12 çevrimin izlenmesi yeterli olabilir. Çevrimlerin uzunluğu 25-31 gün arasındaysa, olasılıklar şöyle hesaplanır:
I) Çevrimin uzunluğu ne olursa olsun, yumurtlama bir sonraki âdetten 12-16 gün önce olur.
II) Spermler dölyolunda en fazla 3 gün yaşadığından, döllenme âdetten önceki 19. günden 12. güne kadar gerçekleşebilir.
Bu hesabı birkaç örnekle açıklayalım. Âdet çevrimi 28 gün süren bir kadında çevrimin 10-17. günlerinde, çevrimi 31 gün süren bir kadında ise 13-20. günlerde döllenme olabilir. Aylık çevrim değişken olduğundan, verimli günler kesin olarak hesaplanamaz. Bu durumda şu formül kullanılabilir: İlk döllenme günü=en kısa çevrimin süresi—18; son döllenme günü=en uzun çevrimin süresi-11. Bir örnek verilecek olursa, bir yıl boyunca en uzun çevrimi 31, en kısa çevrimi 25 gün olan bir kadında ilk döllenme günü çevrimin 7. günü (25-18=7), son döllenme günü ise 20. gün (31-11=20) olacaktır.
Ogino-Knaus yönteminin, bir yıl boyunca çevrimlerin başlangıcını bilen bir jinekologun yardımı olmadan uygulanması çok zordur. Bu yöntemdeki başarısızlıkların önemli bir bölümü hesap yanlışlarına bağlıdır. Vücut sıcaklığı yöntemi – Bu yöntem, yumurtlama döneminin en tipik özelliklerinden birine, vücuttaki progesteron düzeyinin değişmesinden kaynaklanan hafif ama net ısı artışına dayanır. Isı değişimi çok az olduğundan, iyi sonuç almak için basit önlemler almak gerekir. Her şeyden önce, vücut sıcaklığı her zaman aynı termometreyle ölçülmeli, ölçüm her gün aynı saatte yapılmalıdır. Koltukaltından yapılan ölçüm kesin sonuç için yetersiz olduğundan, vücut sıcaklığı anüsten ya da dölyolundan ölçülmelidir.
Ölçülen ısı hemen kareli bir defter sayfasına çizilebilen bir grafiğe kaydedilir. Grafiğin üstünde soğuk algınlığı, diş ağrısı, yolculuk, uykusuz geceler gibi nedenlerle ortaya çıkan anormal ısı artışlarım işaretlemek gerekir.
Tipik eğri şöyle tanımlanabilir. Âdetin sonundan 14. güne kadar anüsten ölçülen ısı 37°C’nin altında kalır, 12-14. günlerde görece düşer. Bunu izleyen iki-üç gün içinde ısı yavaş yavaş artar. Daha sonra çevrimin sonuna kadar 37,loC-37,2°Cde kalır ve âdetin başlamasından 1 gün önce 37°C’ye düşer.
Sıcaklığın 37°C’nin üzerine çıkması, yumurtlamanın gerçekleştiğini gösterir. Isı yönteminde en iyi sonucun elde edilmesi için cinsel1 ilişki, ısının belirlenmesinden ancak iki gün sonra gerçekleşmelidir. Bazı kadınlarda ısı eğrisi kolay yorumlanamaz. Bazı durumlarda, ısı artışı çok yavaş olduğu için çevrimin ilerki günlerinde belirlenemez. Bu da cinsel ilişkiyi büyük ölçüde sınırlar. Isı artışının 3. gününden başlayarak artış sürerse ve hep aynı zamanda olursa, cinsel ilişki mümkündür. Karma yöntem – Bu yöntemler kullanıldığında cinsel ilişki ancak âdetten önceki 10-12 günde, ısı artışının belirgin olduğu dönemde mümkündür. Bu süre, artış belirgin olmadığında 7-8 güne düşebilir. Çevrimin ilk yansında Ogino-Knaus, ikinci yarısında ısı yönteminin kullanılması önerilir. Karma yöntem tek başına ısı yönteminden daha az, Ogino-Knaus’tan ise daha fazla etkilidir.
Sonuç – Etki sorunu bir yana, takvim yöntemlerinin sakıncalarının olmaması ve cinsel ilişkiyi kesintiye uğratmamaları açısından üstünlüğü vardır. Ama hem kadının, hem de erkeğin kesin denetimini gerektirir. Ayrıca, en azından başlangıçta, bir uzman hekimin yardımıyla uygulanmalıdır; hekim çiftin, tehlikeli ve güvenli günlerini öğrenmesinde yardımcı olur.
Doğum, Cinsel Yaşamı Olumsuz Etkiliyor mu ?
Doğumdan Sonra Sorunlu Cinsel Yaşam Sık Karşılaştığınız Bir Durum mu?
Doç. Dr. Cem incesu: Neredeyse doğum yapan tüm kadınlar olumsuz etkileniyor. Özellikle ilk aylarda. Hatta bu dönem bazen 1-2 yıla kadar uzayabiliyor.
Erkekler Etkilenmiyor mu?
Doç. Dr. Cem incesu: Kadınlar kadar olmasa da onlarda da bir çeşit aksama, düzensizlik görülüyor. Yeni bir düzene alışmaya çalışırken cinsel yaşamlarında sorunlar başlıyor.
Çiftlerin Böyle Bir Döneme Girmelerinin Sebepleri Nedir?
Doç. Dr. Cem incesu: Nedenleri biyolojik, psikolojik ve sosyal olmak üzere üç grupta sınıflandırabiliriz. Biyolojik nedenlere baktığımızda doğum yaptıktan sonra kadınların hormon sistemlerinin altüst olduğunu görüyoruz. Özellikle kadınlarda süt oluşumunu ve emzirme işlemini sağlayan prolaktin hormonu önemli rol üstleniyor. Çünkü prolaktin cinsel isteksizliğe ve vajinada kuruluğa yol açıyor. Bu da ağrılı bir cinsel birleşmeye ve kadının cinsel yasamdan uzak durmasına neden oluyor.
Bu Hormonun Kadınlar Üzerinde Etkisi Ne Kadar Sürüyor?
Doç. Dr. Cem incesu: Emzirme dönemi ne kadar sürerse bu süreç de o kadar uzun olur. Emzirme dönemi bittikten sonra prolaktinin kandaki değeri eski seviyesine düşüyor ve kadın cinsel yaşamdan yine zevk almaya başlıyor. Kısa dönem açısından baktığımızda hormonlar dışında kadınları cinsellikten uzak tutan başka nedenler de var. Örneğin doğum sırasında oluşan yırtıklar, yaralar vajinal bölgedeki sinirlerde harabiyet oluşturuyor. Bu durum da çiftin cinsel yaşamını ilk aylar boyunca kötü etkiliyor.
Psikolojik Faktörler Nelerdir?
Doç. Dr. Cem incesu: Hamilelik süreci kadının beden algısında birtakım ciddi değişikliklere neden oluyor. Artan kilolar, büyüyen göğüslerin eski haline dönmesi nereden baksanız 1 yıl alıyor. Bu dönem suresince kadın bedenini beğenmiyor, eşinin kendisini çekici bulmadığını düşünüyor. Hatta bedeninin belirli bölgelerini kapalı tutuyor, tam olarak soyunmuyor. Estetik kaygılar yüzünden kendisini beğenmeyen kadın sevişme sırasında zihnini sürekli bedeniyle meşgul ediyor, bu da ciddi sorunlar yaratıyor. Bir de emzirme süresinde eşler eskiye oranla geri planda kaldıklarını düşünüyorlar.
Neden Böyle Düşünüyorlar?
Doç. Dr. Cem incesu: Çünkü kadının artık öncelikleri değişiyor ve çocuk doğal olarak en önemli şey haline geliyor. Çocuğun gereksinimleri ve evde bir dizi değişildik nedeniyle eşler kendilerinin ihmal edildiğini düşünüyor. Bebek doğana kadar birbirine odaklanan çift, doğumla birlikte tüm ilgiyi çocuğa yöneltiyor.
Artık eskisi kadar ilgi görememekten yakınan çift kıskançlık krizine kapılıp evde gergin bir ortam yaratabiliyor. Ayrıca bebeğin doğumuyla birlikte cinsel partner imajına bir de ‘evebeyn’ kavramı
ekleniyor. Annelik ve babalık da kutsal bir kavram olduğu için doğum sonrasında ‘cinsel partner” imajı erozyona uğramaya başlıyor. Bu kavram kargaşası da eşlerin doğum öncesinde aşadıkları fantezileri
ya da çeşitli pozisyonları uygulamaktan kaçınmalarının en büyük nedenini oluşturuyor. Monotonlaşma cinsel yaşamdan soğumalarına neden oluyor. Yine cinsel organlarla ilgili değişiklikler de önemli. Vajina ve göğüsler artık tahrik unsuru olma özelliğini yitirerek bebeğin doğumunu ve beslenmesini sağlayan bölgelere dönüşüyor. Bu da cinselliği erkek açısından oldukça olumsuz etkiliyor.
Sosyal Boyutta Neler Var?
Doç. Dr. Cem incesu: Evin içinde birçok şey değişiyor. Çocuğun gece sevişirken ağlamaya başlamasından tutun da kimi evlerde anne ve babaların küçümsenmeyecek sürelerle eve yerleşmelerine kadar ilişkinin dinamiklerinde bir dizi değişiklik oluyor. Derken evin içinde hayat değişiyor. İki insanın doğumdan önce tamamen kendilerine ayırdığı zaman ve mekan ortadan kalkıyor. Bu da doğal olarak cinsel yaşamı çok derinden yaralıyor. Bu kadar olumsuz faktörün olduğu çevrede kişinin rahat, huzurlu ve doyumlu bir cinsel yaşam sürdürmesi pek kolay değil. İlk çocuğun doğması zaten psikiyatride ciddi bir psiko-sosyal stresör olarak net bir biçimde belirtilmiştir.
Bu Ne Anlama Geliyor?
Doç. Dr. Cem İncesu: Çok mutlu bir olay gibi algılansa da çiftin hayatında bebekten sonra çok ciddi çatışmalar ve tartışmalar başlıyor. Mutlu olmaları, bütünleşmeleri, yardımlaşmaları gereken bu dönemde ‘eve senin annen geldi, benimki gitti, onlar yardım etti, bunlar etmedi’ şeklinde bir dizi alınganlıklar yaşanıyor. Hayal kırıklığına uğradığı için çiftler bu dönemde ‘evliliğimiz bitiyor’ gibi kaygılarla bize çok başvuruyor. Birbirleri hakkında değerlendirmeleri, yorumlamaları ve eleştirileri giderek kötüleşiyor. Sonra erkeklerin annelere göre daha geç babalık hissini yaşamaya başlamaları ve bebeği sahiplenmeleri kadınların kendilerini yalnız hissetmelerine neden oluyor. Yine tam olarak nedeni bilinmese de doğumdan sonraki 3-4 ay kadınlarda depresif süreçler çok sık yaşanıyor. Bunların hepsi alt alta konduğunda çiftlerin sadece cinsel yaşamları değil ilişkileri de olumsuz etkileniyor.
Doğum Sonrasında En Sık Görülen Sorunlar Neler?
Doç. Dr. Cem İncesu: Kadınlarda cinsel isteksizlik, yeterince uyarılamama, ağrılı cinsel birleşme, orgazm sorunları ve vajinusmus. Erkeklerde de en sık cinsel isteksizlik, ereksiyon sağlayamama.
Doğum Sonrasında Görülen Sorunlar Nasıl Tedavi Ediliyor?
Doç. Dr. Cem incesu: Cinsel sorunların tedavisi altta yatan nedene göre değişiyor. Cinsel soruna yol açan faktör belirlendikten sonra çifte cinsel terapi uygulanabiliyor, nefes ve gevşeme egzersizleri ile bazı cinsel egzersizler veriliyor. Örneğin cinsel isteksizlik varsa çiftin bütün hayatının profilini çıkarıyoruz, değişen neler bunlara bakıyoruz. Çiftlerle ayrı ayrı , görüşmeler yaptıktan sonra onlara adım adım çocuğun gereksinimleri ve evin yeni düzenini çok bozmadan yapabileceklerini madde madde değiştirmeye, olumsuzlukları ayıklamaya çalışıyoruz. Çiftin hayatında birbirlerine psikolojik bakış açılarını, yanlış inançlarını değiştiriyoruz.
Tedavi Süresi Ne Kadar?
Doç. Dr. Cem İncesu: Cinsel terapiler ortalama 3 ay zaman alır. Genellikle 6-12 seans sonra tedaviden başarılı sonuçlar alınabiliyor.
Doğum Sonrası Güzelleşmek İçin Yapılması Gerekenler
Kadınlardaki doğum sonrası depresyonunu ele alırken annenin hayatındaki tüm değişikliklerin yanı sıra değişen hormonlarla birlikte farklılaşan beden yapısının getirdiği etkiler de göz önünde bulundurulmalı.
Kendi bedeninden yeni bir beden oluşturan kadın, bu değişimin farkına vardığında şaşkınlığa uğruyor. Hatta bazen bu değişiklikler kişide panik ve endişeye sebep oluyor. “Hep böyle mi kalacağım” korkusu başlıyor. Ancak uzmanlar, alınacak küçük önlemler ve doğru plastik cerrahi uygulamaları ile kişiye özgüvenini yeniden kazandırmanın mümkün olduğunu söylüyor.
Doğum sonrasında güzelleşmek için kadınlara şu önerilerde bulunuluyor:
Doğum sonrası ortaya çıkan şekil bozuklukları annede ruhsal ve bedensel etkilelenmelere yol açıyor ve egzersiz gibi tedbirlerle istenen düzelmeler sağlanamıyorsa, uygun plastik cerrahi uygulamaları ile kişiye özgüvenini yeniden kazandırmak, hatta sonuçta evliliğine de olumlu katkıda bulunmak mümkün.
DERİ ÇATLAKLARI İÇİN
Gebelik döneminden itibaren bebe yağı ve badem yağı ile uygulanacak masajlarla deri çatlaklarını en aza indirilebilir.
Bedendeki değişiklikler her ne kadar yavaş yavaş gerçekleşse de bu değişimin doğum sonrasını daha az etkilemesi için gebelikte gereğinden fazla kilo almamak ve genişleyen deriye yağlı masajlar yaparak kalıcı hasarı azaltmak önerilir.
Bu konuda en çok bebe yağları ve badem yağı önerilir, elbette her gün bir yenisi geliştirilen kozmetik kremleri de uygulamak mümkün.
Özellikle gebeliğe bağlı çatlakların oluşmasını önlemek için gebeliğin başından itibaren derinin esnekliği artırılabilirse oluşacak hasar en aza indirilebilir. Tabii burada derinin özellikleri de önemlidir, çünkü genetik etkiler daha fazla çatlamaya neden olabilir. Yine de yağlı masajdan vazgeçmemek gerek. Sarkmalar bir ölçüde egzersizle giderilebilir. Bölgesel biriken yağlardan doğum sonrasında derhal başlanılan uygun bir egzersiz programı ile kurtulmak mümkün olabilir.
ESTETİK AMELİYAT İÇİN UYGUN ZAMAN
Meme dikleştirme ve karın gerdirme operasyonları için emzirme döneminin üzerinden bir yıl geçmesi gerekir. Bedeni üzerinde bunca değişikliği, dokuz ay gibi kısa bir sürede yaşayan kadın kendine yabancılaşır, bunu doğum sonrasında atlatmayı başaramayan kadınlar bir süre sonra plastik cerrahlardan yardım alabilirler. Bu yardım asla hemen sezaryen sonrasında yapılacak bir karın ameliyatı veya süt verirken yapılacak meme ameliyatları olmamalıdır. Çünkü vücudun bu dönemde verdiği cevaplar estetik amaçlarına uymamaktadır. Bu yüzden ilk bir yılda beklemeleri önemle belirtiliyor. Yapılacak işlemler doğurganlığı, doğurabilmeyi ve emzirmeyi etkilemezler.
DOĞUMUN YARATTIĞI HORMONAL ETKİ
Karın kaslarının gevşemesi ve doğum sonrasında yeterince güçlenmemesi, derinin çatlamış ve gevşek olması, aşırı kilo alımı ile kalçalarda biriken yağlar annelerin en çok şikayet ettiği vücut bölgeleri; daha ilk aylarda “bunlardan nasıl kurtulabilirim” sorusuna cevap aramaya başlıyorlar. Oysa biliniyorki, gebeliğin getirdiği hormonal etki daha en az bir yıl sürecek ve bu süre içinde yapılan girişimlerde istenilen sonuca ulaşılamayabilir. İşte bu yüzden doğum sonrasında çok çok zorunlu olmadıkça anneye cerrahi olarak dokunmaktan kaçınılır. Bu süre annenin bebeğinden arta kalan zamanlarda daha çok egzersiz gibi, cilt bakımı gibi işlemlerle ve sabırla geçireceği bir süre olmalıdır.
KARIN VE BACAK YAĞLARI
İlk bir yıl içinde bu çabalar sonuç vermemişse ve hasta tekrar bir doğum düşünmüyorsa karın ve yağlar için girişimlerde bulunulabilir. Aslında bir sonraki doğumu engelleyen bir durum söz konusu olmasa da cerrahi ile alınacak sonuç yeni bir doğumla bozulacağı için bu durumda ameliyatı pek önerilmez. Bu özellikle karından deri çıkarıp, kas dikilen ameliyatlar ve meme ameliyatları için geçerlidir. “Liposuction” dahi bir yıl geçmeden pek önerilmiyor çünkü deri eski esnekliğine henüz kavuşmamış oluyor. Aspirasyonla yağ alma yöntemi olan liposuction tekrar bir doğum yapılacak da olsa hasta tarafından isteniyorsa karın ve bacak yağları için uygulanabilir.
SİLİKONUN EMZİRMEYE ETKİSİ
Gebelik öncesi gerçekleştirilen silikon protez ve küçültme ameliyatının süt vermeye herhangi bir etkisi yoktur. Anneliğin ardından plastik cerrahtan en çok yardım istenen konulardan biri de meme estetiğidir. Kiminde meme, emzirme sırasında çok büyüyebiliyor ve daha sonra eski haline dönmüyor. Bazen de süt verme sona erdiğinde memenin içi boşalarak sarkık bir torbaya dönüşüyor. Memeye estetik açıdan şekil vermek için mutlaka süt vermenin bitmiş olması gerek, bu silikon protez uygulamasında da, küçültme ve kaldırma ameliyatlarında da geçerli.
Emzirme bittikten sonra özellikle hasta başka bir çocuk istemiyorsa ameliyat öneriliyor. Kararsız veya çok sonra bir doğum planlayan hastalarda ise ameliyatlı memenin şeklinin yeni bir gebelikle bozulabileceğini belirtmek gerekir. Uygulanacak silikon protezin ya da küçültme ameliyatının daha sonraları doğumlarda süt vermeye herhangi bir etkisi yoktur. Burada belirtilmesi gereken nokta teknik olarak çok büyük memelere uygulanan farklı bir meme küçültme yönteminin zaten doğurganlık yaşındaki hanımlara uygulanmadığıdır.
VAJİNAL ESTETİK
Duruma göre vajinal estetik de önerilebilir. Normal doğum, vajeni de esneten bir olaydır. Zaman içinde buradaki dokular da eski boyutlarına ve esnekliğine kavuşurlar. Kadın Doğum Uzmanları muayenede bu bulguları belirler ve hastanın buna bağlı idrar kaçırma şikayeti varsa yine bu uzmanlık dalı tarafından vajeni daraltma ve mesaneyi asma işlemi gerçekleştirilir. Plastik cerrahlar sadece doğuma bağlı veya doğuştan olan dış genital organ şekil bozukluklarında bazı düzeltmeleri yaparlar.
Gebelik Sonrası Neler Olur
Gerektiğinde hemşireyi çağırma düğmesini kullanın! Bebekle duygusal bağ kurmak amacıyla kendiniz ve eşiniz için farklı yollar deneyin.
Kucağınıza aldığınız mucizeyi beslemek (memeyle ya da biberonla) biraz korkutucu görünse de çok kısa zamanda bu işi bir profesyonelce yapacaksınız!
Ağır kanama ya da vajinadan büyük kan pıhtılarının gelmesi bir probleme işaret edebilir.
Yüksek veya düşük kan basıncı daha çok test yapmak için bir neden olabilir.
Ağrı ilaçla hafıflemeli hatta geçmelidir, eğer hafiflemezse hemşireye söyleyin. 38°C’nin üzerindeki ateş endişe etmenizi gerektirebilir.
Ağlamanız veya duygusal davranmanız normaldir.
Bebeğe sosyal güvenlik numarası alabilmek için gerekli belgeleri isteyin. Belgeleri doldurun ve gönderildiğinden emin olun.
Dinlenin, telefonunuzu kapatın ve ziyaretçilerin sınırlanmasını isteyin.
Bebeğin doğumuyla 5-7,5 kilo vermiş olsanız bile geri kalan kiloları vermek biraz zaman alacak. Enerjinizi yüksek tutmak için ve emziriyorsanız süt üretimi için iyi beslenin. Doğum süreci, doğum ve bebekle geçirdiğiniz ilk birkaç saatle ilgili düşünce ve duygularınızı yazın. Eşinizi de aynısını yapması için teşvik edin. Bebek bakımı konusunda hastanedeki videoları izleyin. Personelden açıklama veya yardım isteyin.
Pediatrınızın ismini, adresini ve telefon numarasını alın. Sorular sorun ve hastanedeki hemşirelerden ve personelden yardım alın. Eşinizden, size hastane odasının dışında bir yürüyüşe çıkarmasını isteyin. Bir aile olarak duygusal bağ kurmanız için kendinize, eşinize ve bebeğinize zaman ayırın.
Doğum Öncesi Kursları
Doğum öncesi kurslarına katılmayı ne zaman düşünmelisiniz? Henüz üçüncü trimesterin başlangıcı olduğu halde bu kurslara kayıt yaptırma vakti geldi. Kurslara şimdi yazılmak iyi bir fikirdir, böylece hamileliğin sonuna kadar bu kursları bitirebilirsiniz. Bunu yaparak, öğrendiklerinizi uygulamak için zaman kazanacaksınız. Doğum yaptığınızda kursa yeni başlamış olmayacaksınız!
Siz ve Eşiniz Doğum Öncesi Kurslara Katılmalı mısınız?
Hamileyken, büyük olasılıkla doktorunuzla konuşarak ve ona sorular sorarak doğumda neler olacağını öğreniyor olabilirsiniz. Doğum kursları yine de hamileliğin bu önemli bölümü konusunda bilgi edinmek için diğer bir yoldur. Doğum süreci ve doğum için hazırlanmanıza yardım ederler.
Düzenli olarak bir kursa giderek, genellikle 4 ila 6 hafta süreyle haftada bir kez, sizi endişelendiren şeyler konusunda birçok bilgi edinebilirsiniz.
Kurslar çoğunlukla, aşağıdakiler dahil olmak üzere çok geniş kapsamlı konuları içerir:
• Farklı doğum yöntemleri nelerdir?
• “Doğal doğum” yöntemi nedir?
• Sezaryenle doğum nedir?
• Hangi ağrı kesici yöntemler uygulanmaktadır?
• Seçtiğiniz doğum yöntemi ile ilgili bilmeniz (ve uygulamanız) gerekenler.
• Epizyotomiye ihtiyacmız olacak mı?
• Lavmana ihtiyacınız olacak mı?
• Fetal denetimi ne zaman gereklidir?
• Hastaneye gittiğinizde neler olacak?
• Epidural veya bazı anestezi türleri sizin için doğru mudur?
Bunlar önemli sorulardır. Eğer doğum eğitimi kursunda bu sorular yanıtlanmıyorsa bu konuları doktorunuzla konuşun.
Doğum Öncesi Kurslara Kimler Gider?
Kurslar genellikle hamile kadınlar ve eşlerinden veya doğum eğitmenlerinden oluşan küçük gruplar için açılır. Bu, bilgi edinmek için mükemmel bir yoldur. Diğer çiftlerle iletişim kurabilir ve sorular sorabilirsiniz. Diğer kadınların sizinle aynı konular hakkında endişe ettiklerini göreceksiniz, örneğin doğum süreci ve ağrı yönetimi gibi. Sizi neyin beklediği konusunda düşünen tek kişinin kendiniz olmadığını bilmek güzel bir duygudur.
Doğum öncesi kurslar yalnız ilk defa hamile olan kadınlar için değildir. Yeni bir partneriniz varsa, bebek sahibi olmanızın üstünden birkaç yıl geçtiyse, sorularınız varsa ya da yeniden bilgi edinmek istiyorsanız doğum öncesi kurslar size yardımcı olabilir.
Bu kurslar, sizin ve eşinizin duyduğu herhangi bir üzüntü veya endişeyi azaltmaya yardım edebilirler. Ayrıca, bebeğinizin doğumundan daha fazla zevk almanızı sağlayabilirler.
Kurslara Nerelerde Katılabilirsiniz?
Doğum kursları, çeşitli yerlerde olabilir. Doğum yapılan hastanelerin çoğunda doğum öncesi kurslar bulunur, genellikle doğum süreci ve doğum hemşireleri ya da bir ebe tarafından öğretilir. Diğer türdeki kurslar, farklı katılım derecelerine sahiptir.
Bunun anlamı, kurs süresi veya konunun derinlik derecesinin çeşitli kurslar için farklı olmasıdır. Doktorunuza hangi kursları tavsiye ettiğini sorun. Sizin için en iyi olan kursun hangisi olduğuna karar vermenize yardım edebilirler.
Neler Öğreneceksiniz?
Kurslar, sizi, eşinizi veya doğum eğitmeninizi, hastanede neler olacağı ve doğum süreci ve doğum sırasında neler yapılacağı konusunda bilgilendirmeyi amaç edinir. Bazı çiftler, eşlerin hamileliğe daha çok dahil olması ve kendilerini daha iyi hissetmeleri için kursların iyi bir fırsat olduğunu düşünürler. Bu, eşlere, hamileliğin geri kalanında olduğu kadar doğum süreci ve doğumda da daha aktif bir rol almaları için iyi bir fırsat verir.
Otomobillerde Bebek Koltuğu
Bebek koltuğu veya çocuk koltuğu sistemleri hakkında düşünmek için çok erken değil. Bazı insanlar, bebeklerini bir kaza anında güvenle tutabileceklerini düşünürler. Bazıları çocuklarının böyle bir koltukta oturmayacağını söyler.
Kaza anında, çocuk koltuğunda oturmayan bir çocuk yerinden fırlar. Çarpışmanın gücü tam anlamıyla bebeği bir yetişkinin kollarından çeker! Bir araştırma, yılda 30′dan fazla bebeğin doğumdan sonra eve giderken bebek koltuğunda oturmadıkları için öldüğünü göstermiştir. Hemen hemen her durumda, bebek uygun bir bebek koltuğu sisteminde bulunuyorsa kazada ölmekten kurtulmuştur.
Çocuğunuza güvenlik konusunu öğretmeye erken başlayın. Çocuğunuzu arabada her zaman çocuk koltuğuna oturtursanız, bu daha sonradan yapılması gereken doğal bir durum olacaktır. Kendiniz de emniyet kemeri takarsanız çocuğunuzun bu emniyet koltuğunu kabul etmesini sağlayabilirsiniz!
Birçok hastane, bebeğinizi hastaneden eve götürürken uygun bir bebek koltuk sisteminde götürmenizi talep eder.
Tüketici magazinleri bu koltukların listesini sık sık belirtir. Yerel kütüphanenizden kontrol ediniz.
Rahim Ve Yumurtalık Kanserinde Erken Tanı
RAHİM VE YUMURTALIK KANSERİNDE ERKEN TANI
Jinekolojik kanserlerde kullanılan tarama yöntemleri rahim kanserinde çok etkili değil. Rahim kanseri genellikle erken belirti verdiği için tanısı rahatlıkla konulabiliyor. Riski yüksek olan şişman, diyabetik, östrojen tedavisi gören kişilerde tarama yapılabiliyor.. Tarama için vajinal sonografi, endometrial biyopsi ve ofis histeroskopi kullanılabildiğini belirten Prof. Dr. Umur Çolgar, şöyle devam ediyor:
“Vajinal sonografiyle ölçülen rahim içi tabakasının kalınlığı 4 milimetrenin altındaysa rahim kanseri riski çok düşüktür. Tüm jinekolojik kanserler arasında en ölümcül olan yumurtalık kanseri için etkin bir erken tanı ve tarama yöntemi neyazık ki yoktur. Yıllık rutin muayene erken tanı için yeterli değildir. İlk kez 1980’li yıllarda tanımlanan Ca-125 tümör belirteci adlı yüzey antijeniyle yumurtalık kanserinin yüzde 80’i saptanabiliyor. Ancak menopoz öncesi döneminde Ca-125 değerleri gebelik, rahim iç dokusunun rahim dışındaki bölgelerde bulunması olarak tarif edilen endometriozis, iyi huylu yumurtalık kistleri gibi bir çok nedene bağlı olarak yükselebilir. Ayrıca erken dönemdeki yumurtalık kanserlerinin yüzde 50’sinde Ca-125 normal olarak bulunmaktadır. Transvajinal sonografi ve Doppler ultrason ile Ca-125’in birlikte kullanımı taramanın niteliğini artırsa da rutin inceleme için yeterli değildir.”
Hamilelikte yenilmemesi gereken bitkiler
Dünyaca ünlü bitki uzmanı Dr. James Duke, hamileler için tüketilmesi sakıncalı olabilecek bazı bitkilerden bahsediyor. İlk olarak uzmanımızın tavsiyesi, genel kural olarak hamilelik döneminde doktorunuza danışmadan bitkisel ilaç kullanmamanız gerektiği nin altını çiziyor. Çünkü birçok bitkinin düşük riskini arttırma ihtimali vardır.
Hamile kadınlara alıç kabuğu, diken üzümü kökü kabuğu, krizantem, ardıç üzümü, misk otu, yaban fesleğeni, sedefotu, sinameki, kara pelin, solucanotu, pelesenk armutu, frenk maydanozu, çin melekotu, köpek elması, dağ nanesi ve pelinotu gibi bitkilerden uzak durmaları gerektiğini söylüyor.
Aslında bunlar sıklıkla kullanılan bitkiler değil. Ama sizin özellikle dikkat etmeniz gereken bitkiler, kereviz ve maydanozdur. Az miktarda tüketmenin hiç bir zararı olmamamakla birlikte, aşırı miktarda kereviz ve maydanoz tüketmekten kaçınmalısınız.
Kafein tüketiminizi azaltın
Her gün aldığınız 163 mg. gibi kafein, düşük riskini ikiye katlamaktadır. Bu miktar bir ya da iki fincan kahveden alınabilir. O yüzden kafein tüketimizi sınırlandırmalısınız.
Sigara içmeyin, alkol kullanmayın. doktorunuzun verdiği dışında hiçbir şekilde ilaç kullanmayın