Archive for the ‘Cilt Sağlığı’ Category
Jinekolojik Kanserlerin ölüme Yol Açma Riski
JİNEKOLOJİK KANSERLERİN ÖLÜME YOL AÇMA RİSKİ
Jinekolojik kanserlerin ölüme yol açma oranları hastalığın evresine, histolojik tipi ve derecesine, hastanın genel durumuna yaşına ve yapılan cerrahiye bağlı olarak değişiklik gösteriyor. En kötü yaşam süresine sahip olan kanserin, geç bulgu vermesi nedeniyle yumurtalık kanseri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çolgar, “Tanı sonrası ortalama yaşam süresi yüzde 35’dir. Rahim kanseri ise daha erken belirti verdiği için yaşam süresi yumurtalık kanserine göre daha iyidir. Tüm evreler için yaşam süresi oranları şu şekildedir: Evre I yüzde 75, evre II yüzde 60, evre yüzde 30 ve evre 4 için yüzde 10’dur. Pap smear yöntemi ile erken tanısı artan rahim ağzı kanserinde ortalama yaşam süresi yüzde 80 civarındadır. Evre I yüzde 90, evre 2 yüzde 65, evre 4 için ise yüzde 15’dir” diyor.
TANIDA KULLANILAN YÖNTEMLER
Jinekolojik kanserlerin erken tanısı için geliştirilen yöntemler sayesinde tedavideki başarı oranı da artıyor. Jinekoloji kanserlerden rahim ağzı kanserini son yıllarda erken tanının en çok arttığı kanser türü olarak değerlendiren Prof. Dr. Umur Çolgar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu kanserde Pap smear testi denilen rahim ağzından dökülen hücrelerin sitolojik incelemeleriyle yapılan tarama yöntemi ile gelecekte kanserleşme potansiyeli olan hücresel değişiklikler erken dönemde tanınmaktadır. Bu lezyonların yok edilmesiyle rahim ağzı kanserinde ölüm oranında belirgin bir azalma tespit edilmiştir. Öyle ki, tek bir negatif Pap smear testi, rahim ağzı kanseri riskini yüzde 45 oranında azaltıyor. Yaşam boyu dokuz negatif Pap smear testi ise bu riski yüzde 99 oranında azaltmaktadır. Rahim ağzı kanseri için en etkin tarama yöntemi olan Pap smear testi 18 yaşın üzerinde cinsel aktivitesi olan her kadına yılda bir kez önerilmektedir.”
Cilt Lekeleri
Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş leke görüntüleri oluşturur. Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi sebepler, ciltte lekelerin oluşmasına neden olmaktadır.
Bitkisel ürünlerle lekeler, çeşitli yöntemlerle bir süre içersinde kalıcı sonuçlara ulaşıyor. Aynı zamanda bu bitkisel ürünler uygulanırken- ciltte herhangi bir tahriş veya kızarıklık yapmaması avantajdır. 3 ay düzenli uygulanan bitkisel peelinglerle, ciltte yeniden yapılanma ve lekelerin büyük ölçüde açıldığı gözlemlenir.
Kimi lekeler, sivilce izleri ve benzeri tarzıaki sorunların halledilmesi için, üst derinin bir tabaka temizlenmesi zorunludur. Peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemini bitkilerle uygularken, kesinlikle cilde aşırı bir uygulama yapılmamalıdır. Cilt yapısına uygun bitkisel kürlerle bu işlem uygulanmalıdır.
Yağlı Ciltler İçin
Öncelikle cilt, bitkisel bir temizleme jeli ile temizlenmeli, arkasından ince bir tabaka kayısı yağı sürülmelidir. Birer avuç kekik, papatya, limon ve biberiye bitkileri, 1/2 lt. gülsuyunda, bir taşım kaynatılarak süzülür. Daha sonra 2 avuç yeşil kilin içerisine, süzülen bitki ekstresi ile katı bir bulamaç ile oluşturulur. Bir kahve kaşığı adaçayı esansı ilave edilir. Hazırlanan bu karışım ile 4 hafta, haftada bir olmak üzere uygulanır. Bu uygulama sonrasında bitkisel tonik ve nemlendiricisi sürülmelidir.
Kuru Ciltler İçin
Cilt yapısına uygun bir temizleme sütü ile cilt temizlenmelidir. Arkasından göz altı hariç tüm cilde- avokado veya jojoba yağı sürülüp emilimi beklenmelidir. Birer avuç at kuyruğu, mücver çiçeği, bir parça avakado meyvesi, papatya ve hatmi bitkileri 1/2 lt. gülsuyunda bir taşım kaynatılarak süzülür. Hazırlanan bitki ekstresi, 2 avuç toz yosun veya soya unu ile bulamaç yapılarak, içerisine bir tatlı kaşığı arı sütü ilave edilmelidir. Haftada bir gün olmak üzere 4 hafta boyunca bu maske uygulaması yapılmalı, daha sonra bitkisel bir onarıcı ürün sürülmelidir
Hormonlara Bağlı Aşırı Tüylenme
Hormonlara Bağlı Aşırı Tüylenme
İstenmeyen tüyler bütün kadınların ortak ortak sorunu. Bir de bu sorunun sebeplerle arttığı, erkeksi tüylenmenin görüldüğü durumlar var. Ferti_Jin Kadın Sağlığı Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr.Murat Taşdemir, aşırı tüylenmeden kurtulmak için hormonal tedavinin gerekliliğine dikkat çekiyor.
Nihayet yaz geliyor; incecik giysilerle birlikte özgürlüğümüze de kavuşacağız…Kış boyu havasız kalan cildimiz havayla daha fazla temas edecek. Böylelikle kendimizi daha iyi, daha hafif ve enerjik hissedeceğiz.
Ancak öyle bir sağlık sorunu var ki bu mutluluğu temelden sarsarak engelleyebiliyor. Aşırı tüylenme. Kollarda, bacaklarda, karın ve göğüs bölgelerinde olduğu kadar yüzde
yüz görünen bu sorun kişide deprasyona kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Peki aşırı tüylenme neden kaynaklanıyor, çözümü var mı?
Op.Dr. Murat Taşdemir konuyla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “Adet kanamalarının başlamasıyla genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler,yumurtalıklar,tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun, kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında bir hormonal düzensizliği de gösterir.”
Normal Kıl Büyümesi:
Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kıl, derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi bir çok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve cinsel bölgelerinde bulunan
sert, uzun ve koyu renkli kıllardır. Dirsekten ele kadar olan bölümdeki ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.
Yüzde ve Vücutta Aşırı Tüylenmenin Nedenleri:
Op.Dr.Taşdemir aşırı tüylenmenin genellikle kandaki androjen(erkeklik hormonu) artışına bağlı olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadınlarda bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan bu durumları
şöyle sıralayabiliriz;
Menopoz: Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder, buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.
Genetik: Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
İlacın Etkileri: Erkeklik hormonları veya androjenlik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.
Polikistik Over Hastalığı: Bu hastalıkta yumurtalıklarda bir çok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla üretilir. Hastalarda aşırı tüylenme, düzensiz yumurtalama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
Yumurtalık Tümörleri: Nadir görülen ve androjen salgılayan tümörler de aşırı
tüylenmeye neden olur.
Böbrek Üstü (adrenal)Bezleri: Androjenler böbrek üstü bezinde üretilir. Bu böbrek üstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.
Aşırı Kıllanmanın Tedavisi: Görüldüğü üzere pek çok sebepten kaynaklanabilen aşırı tüylenmenin tedavi edilebilmesi için öncelikle gerçek nedeninin belirlenmesi gerekir. Dr.Taşdemir bunun için yapılan hormon testleriyle kandaki androjen ve diğer hormon seviyelerinin belirlendiğini,ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemelerle yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörlerin tespit edildiği belirtiliyor.
Aşırı kıllanmanın tedavisinde tıbbi tedavinin yanı sıra kozmetik tedavinin de şart olduğunu vurgulayan Op. Dr . Murat Taşdemir,konuyla ilgili olarak şu bilgileri veriyor;
Kozmetik Tedavi: Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş gibi yöntemlerle geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklenmesi uygun olur.
Tıbbi Tedavi: Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontol haplarıdır. Bu haplardaki ösrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller.Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analogları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı tüylenme tedavi edilmektedir.Hormon tedavisiyle yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavisile dökülmez. Tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan sonra ortalama 1_2 yıl sonra ilacın dozu azaltılarak tüylenmenin tekrarlayıp tekrarlanmadığı tespit edilir. Gerekirse ilaca uzun süre devam edilir.
Aşırı Tüylenme, Nedenleri ve Tedavi
Adet kanamalarının başlamasıyla genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir.
Aşırı Tüylenme; yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.
Normal Kıl Büyümesi
Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital (cinsel) bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerde aşırı kıllanma hastalık değildir.
Yüzde ve Vücutta Aşırı Tüylenmenin Nedenleri
Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjenler erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur.
Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar şunlar:
Menopoz: Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder. Buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.
Genetik: Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
İlaç Yan Etkileri: Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.
Polikistik Over Hastalığı: Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla üretilir. Hastalarda aşırı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
Yumurtalık Tümörleri: Nadir olarak görülen ve androjen salgılayan tümörler de aşırı tüylenmeye neden olur.
Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları: Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.
Aşırı Kıllanmanın Nedeninin Belirlenmesi
Yapılan hormon testleriyle kandaki androjen ve diğer hormonların seviyeleri belirlenir. Ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemelerle yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir.
Aşırı Tüylenmenin Tedavisi
Kozmetik tedavi: Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş vb. gibi yöntemlerle geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.
Tıbbi Tedavi: Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analoglarıyla yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavisiyle dökülmez, tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan ortalama bir – iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak, tüylenmenin tekrarlanıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.
Cilt Çatlakları ve Tedavisi
En çok, karın, kalça, baldırlar ve göğüslerde görülen çatlakların oluşumuna önemli kilo değişimleri, hamilelik gibi durumlar neden oluyor
Peki, neden her hamile kadında ya da her kilo alıp-vermiş kadında görülmüyor? İşte bu konuda pek eşit değiliz. Cilt yapımız oluşum olasılığında çok
etkili; kimi ciltler diğerlerine göre daha dayanıksız olabiliyor. Örneğin, çok açık renkli ciltler çatlak oluşumuna daha yatkın.
Ne yazık ki, oluşan çatlakları yok edecek mucize bir reçete yok; kalıcılar. Ama, oluşumlarını ısrarlı bir bakımla engellemek mümkün.
İşte yolları:
Bol, bol su için. A, E ve C vitaminleri yönünden zengin yiyeceklerle beslenin. Spor yapın. Kısa süreler içinde kilo alıp vermemeye çalışın. Hamileyseniz, kilonuzu doktorunuzun önerdiği sınırlar içinde tutmaya özen gösterin
Akne nedir ?
Kırışıklık önleyici bakım kremlerinin işlevsel özellikleri içerikleriyle yakından ilgilidir. Bu aktiflerden biri olan retinol, A vitamininin daha saf ve asitsiz hali; yani hafifletilmiş bir türevidir.
Sivilce ve siyah noktalara karşı tedavide özellikle kullanılan bu aktif, üst deri seviyesinde hücresel bölünmeyi ve değişimi hızlandırıp, deri yüzeyinde yenilenmeyi sağlar.
Bir diğer içerik, AHA yani meyve asitleridir. Bu aktif, düşük konsantrasyonlarda, ölü hücreleri yok eder, yumuşak ve taze bir cilt oluşturur. Orta ve yüksek konsantrasyonlarda ise kırışıkların azalması için elastin ve kolajen üretimini uyarır.
Antioksidan özelliğe sahip askorbik asit ile C ve E vitaminleri de bu kremlerde yer alan etkin içeriklerdir. Cildin erken yaşlanmasında çok önemli rol oynayan ve hücrelere saldırarak onların yapılarını bozan serbest radikalleri yok eden bu aktifler aynı zamanda cilde direnç ve canlılık da kazandırır.
Tüm bu aktifler deri üzerinde birikmedikleri sürece son derece etkili ve yararlıdır.
Varis Nasıl Anlaşılır ?
Varis beraberinde birçok belirti verir: yorgunluk, ağırlık, ağrı, batma hissi, kramp, kaşıntı, sıcaklık, kızarıklık bunlardan bazılarıdır.
Bu belirtilere karşı uyanık olmak ve anında tedbir almak gerekir. Hissedilen ağrının varisin büyüklüğü veya yoğunluğuyla hiç bir ilgisi yoktur. Minicik bir varis çok sancı yapabileceği gibi, bazı kalın varisler de hiç ağrı yapmaz. Aslında varisler oluşurken sancı verir.
Varislerin tek zararı estetik veya verdiği rahatsızlık değildir. Varislerde biriken kan komşu dokulara sirayet ederek cilde zarar veren toksinler bırakır, bu da bacakta yaralara neden olur. Ayrıca kanamaya neden olabileceği gibi “flebite”ye de (%50 ölümcül olabilen kan pıhtısı) neden olabilir.
Bir varis ne kadar küçük olursa olsun hemen her zaman daha altlarda oluşmuş daha önemli bir varisi saklar. Bu nedenle ne kadar küçük olursa olsun sadece bir hekim varisin önemli ya da önemsiz olduğuna karar verebilir.
Varis Nedenleri
Yine de istatistiksel olarak varis oluşumunu tetikleyen durumlar saptanmıştır:
Cinsiyet: Eğer kadınsanız bir erkeğe oranla 4 kat fazla risktesiniz demektir. Bunun nedeni de hormonal etkenlerdir (hamilelik, menopoz, doğum kontrol hapı, hormonal tedavi gibi). Ancak genel anlamda kadın-erkek, genç-yaşlı, aktif-pasif herkes bu problemle karşılaşabilir. Hamilelik: Birden fazla doğum yapmış kadınlarda 3-4 kat daha fazla görülür. Anne karnında büyüyen bebeğin baskısı ve hormonlardan dolayı damar düz kaslarındaki gevşeklik bacakta kan göllenmesine ve toplar damar yüksek tansiyonuna neden olabilir. Genetik: Varisli hastaların birincil derecede akrabalarında görülme risk oranı % 70’dir. Yaşlılık: Varis genç insanlarda da sıkça görülmesine rağmen yaşlılıkta oluşum riski artmaktadır. Yaşam Tarzı ve Şişmanlık:Yaşam tarzı problemin ağırlaşmasına neden olabilir. Obezite ve hareketsizlik ya da fazla ayakta kalma veya bacaklarda bir travma geçirmiş olmak da varislerin oluşmasına sebep olabilir.
Ayrıca bazı araştırmalar doğu mutfağının da (rafine ürünler, şeker ve yağ olarak zengin olması nedeniyle) varisi tetiklediğini göstermiştir.
Varis Tedavi Yöntemleri
Bunun için üç prensip mevcuttur: iğne ile yapılan skleroterapi, ambulatuvar flebektomi ve stripping. Dördüncü ama az kullanılan bir yöntem de endolaser tekniğidir.
En çok kullanılan yöntem skleroterapidir. Doktor bölgeye salisilat ve iyot bazlı bir karışımı iğneyle zerk eder. Vücut reaksiyon olarak elyaflı bir doku oluşturarak damarı tıkar. Birkaç hafta içinde damar sertleşir, büzülür ve yok olur. Böylece kan sağlıklı damarlardan kendine yeni bir yol oluşturur. Tedavi muayenehanede yapılabilir ve anestezi gerektirmez. Hemen hiç ağrıya neden olmaz ve hastanın normal hayatına devam etmesine imkan verir. Kırmızılık, şişlik, morluk gibi ikincil etkileri de hafiftir.
Hastanın iyot alerjisi bulunuyorsa ambulatuvar flebektomi yöntemi uygulanır. Bu daha hassas bir tekniktir. Bu teknik lokal anestezi ile orta kalınlıktaki damarlara yapılan cerrahi bir müdahaledir. Cerrah üst deride 2-5 cm aralıklarla yaptığı 2-3 mm’lik kesiklerden çalışır ve tığa benzer bir aletle istenmeyen damarın ucunu çıkararak yok eder. Sonuç skleroterapiyle aynıdır.
Stripping ise genel anestezi altında yapılan oldukça karmaşık bir yöntemdir. Kalın damarların tedavisinde kullanılır. Ancak bu yöntem gittikçe daha az uygulanmaktadır. Damarların skleroterapiye cevap vermeyecek kadar bozulmuş olduğu %10’luk durumlarda kullanılan bir yöntemdir.
Varis problemi yüzünden alınan damarlar sadece %10’luk bir kan taşıma sisteminin parçaları olduğundan sağlık için bir tehlike oluşturmazlar. Doğru tanı ve iyi bir müdahale ile tüm tedaviler iyi sonuç verir.
Varis hastalığında önemli olan problemin kaynağını kurutmaktır. Varis tedavisinde önemli olan bir husus daha kalın varislerden tedaviye başlayarak incelere doğru gitmek, üst varislerden altlara doğru devam etmek ve daima ilk tedavi edilenlerin iyice kurutulduğuna emin olmaktır. Kaçınılması gereken hata ise sadece görünen varislerin tedavi edilmesidir.
Tedaviler genellikle kesin bir çözümdür ancak nadiren tekrarlayabilir. Genel anlamda yeni varisler oluşabileceği için düzenli aralıklarla hekim kontrolünde kalınması tavsiye edilir.
Deri Kanserleri
Deri kanseri sıklığında son yıllarda artış olmuştur. Bunda en önemli rolü ultraviyole oynar. Işın, ısı, travmaya maruz kalmak; arsenik, katran, kurum, madeni yağlar,parafin ile uzun süreli temaslar deri kanseri sıklığını arttırır.Karsinojen maddelerle çalışan endüstri işçilerinde bu tip kanserler gelişir.İyileşmeyen yaralar,cilt hastalıkları,eski yanık sahalarında da kanser gelişme riski vardır.Açık tenli, sarışın ve kızıllarda cilt kanseri sıklığı koyu tenlilere oranla çok daha fazla görülür. Cilt kanserlerine öncülük eden çeşitli lezyonlar da olabilir.Bunların erken tespit edilip tedavisinin yapılması cilt kanseri sıklığını azaltır. Çeşitli bölgelerdeki iyileşmeyen yaralar öncü lezyonlardan olabilir.Vücutta eskiden beri var olan benlerde büyüme, küçülme, kanama, kaşıntı, kabuklanma gibi şikayetler hekime başvurulmasını gerektirir. Yaşla birlikte deri kanseri sıklığı artar.
Deri kanserlerinin en sık görülen üç tipi vardır:
1. Bazal hücreli kanser
2. Epidermoid kanser
3. Malign melanom
Bazal hücreli kanser % 85 baş boyun bölgesinde görülür.Genelde yüzeyden hafifçe kabarık, üstü kabuklu, pullu, parlak, üzerinde küçük damarcıklar bulunan olmak üzere çeşitli görünümlerde olurlar.Cilt kanserlerinin en yavaş ilerleyeni ve başka uzak organlara en az yayılanıdır. Genelde erken tanı konur, çok nadiren tekrarlar ve tedavisinde başta cerrahi olmak üzere kriyoterapi, küretaj, radyasyon, laser, topikal 5 -FU kullanılır.
Epidermoid kanser 2. en yaygın görülen cilt kanseridir. Cildin en üst tabakasındaki atipik epidermal keratinositlerden gelişir. Nadiren normal ciltte meydana gelebilmekle birlikte, genellikle güneşten hasar görmüş ciltte yada aktinik keratoz gibi öncü lezyonlardan gelişir. Virüsler, eski yanık alanları,iyileşmeyen yaralar , çeşitli cilt hastalıkları zemininde de gelişir. Çeşitli sekillerde olabilirler. İleri dönemlerde genelde kötü kokuludurlar.Oldukça hızlı büyür, derin ve uzak dokulara doğru hızlı ilerler. Tedavileri öncelikle cerrahidir. Kanserin bulunduğu döneme göre ek tedavi prosedürleri uygulanır.
Malign melanom deriye rengini veren pigmenti üreten, melanosit adı verilen hücreden gelişir.En öldürücü cilt kanseri tipidir.Güneşe maruz kalan bölgelerde özellikle sık görülür.(Kadınlarda bacaklar, erkeklerde gövdede…) Çeşitli renklerde (kırmızı, beyaz, mavi veya karışık renkli), düzensiz sınırlı(köşeli, çentikli vs.) ve düzensiz yüzeyli olabilirler. Hastalar lezyonlardaki kaşıntı, kanama, ülserasyon, boyut ve rengindeki değişikliklerden dolayı hekime başvururlar. Eskiden vücutta var olan benlerden gelişebileceği gibi sonradan oluşan benlerin zemininden daha çok gelişirler. Erken tanı son derece önemlidir.Cerrahi tedaviye ek olarak çeşitli ilaçlar da kullanılır.