Archive for the ‘Ağız ve Diş Sağlığı’ Category
Tükrük Bezi Hastalıkları
Tükürük Bezi Enfeksiyonları
Tükürük bezi enfeksiyonlarına virüs ve bakteriler yol açar. Kabakulak virüsü, en sık rastlanılan tükürük bezi enfeksiyonudur; bezlerin şişmesine ve ağrımasına sebep olur.Tıkalı tükürük kanalları bakteryel enfeksiyona yol açar, bu durum çok ciddidir ve özellikle susuz kalan yaşlı insanlarda ölümcül bile olabilir. Tükürük bezi taşlan, tıkanmanın en sık karşılaşılan sebebidir, bununla beraber tümörler de tıkanmaya sebep olabilir. Özellikle yemekten önce bezlerde var olan ağnh şişler, belirtilerdir. Kanaldan gelen cerahat, ağzınızda kötü bir tat bırakabilir.
Antibiyotik tedavisi genellikle yardımcı olur. Kanal tıkalı ise, doktorunuz ince bir sonda ile tıkanmayı açmaya çalışabilir. Kronik olarak enfekte olan ve geri dönüşü olmayan şekilde zarar gören bez, alınmalıdır.
Tükürük Kanalı Taşları
Tükürük kanalı taşları ki bunlara kalkuli de denir, tükürük kanalını tıkar ve salya akıntısını önler. Taşlan oluşturan, artıklardan gelen kalsiyumun çökeltisidir. Salya geçişinin tıkanması ağrılı şişmeye yol açar. Taşlar, gençlerde ve orta-yaşlılarda sık görülür. Çene altı tükürük bezlerinde tükürük kanalı taşı nadiren görülür.
Çenenizin altında şişme ve ağrı olursa, doktorunuza görününüz; kanalı görüntülemek için röntgen çekecektir. Röntgenden sonuç alınamazsa, bilgisayarlı tomografi taraması veya ultrason yapılabilir. Küçük tükürük taşları, salya üretimini uyararak kendiliğinden geçerler. Büyük taşların, ameliyatla alınması gerekebilir.
Tükürük Kanalı Tümörleri
Tüm tükürük bezlerinden, tümöre karşı en hassas olanı kulak altı bezleridir. Bu tümörler yavaş-yavaş büyür, sıçramazlar ancak nüksederler. Şişmiz tükürük bezleri esas (ve genellikle yegâne) belirtidir. Tükürük bezlerinizde ağrı veya şişme olursa, doktorunuza bildiriniz; biyopsi, MR veya bilgisayarlı tomografi isteyebilir. Bir tümör teşhisi konulursa, doktorunuz tümörün aldırılmasını isteyebilir. Tümör habisse (kanserli) radyoterapiye de ihtiyacınız olabilir.
Dil Ve Ağız Kanserlerinin Önlenmesi
Kanser vakalarının sadece %8′i ağızda ve dilde oluşur. Bu vakaların birçoğu önlenebilir ve çoğu erken tedavi edilirse tamamen iyileşir. Genel sağlık durumunuz ve kanseri önlemek için aşağıdaki adımları takip edin.
■ Sigarayı bırakın.
■ Sakız çiğnemeyi bırakın
■ Alkol alımını azaltın ve günde iki kadehten fazla İçmeyin.
■ 15 faktörlü dudak merhemi kullanın.
■ Rengi kaçmış veya beyaz bir alan, 2 haftadan fazla sürede iyileşmeyen bir yara olursa veya ağzınızda, dudaklarınızda ya da dilinizde alışılmamış bir yumru görürseniz doktorunuza bildirin.
Akut Bronşit ve Tedavisi
Akut bronşit, bronş geçişleri (nefes borusunu akciğerlere bağlayan geniş hava yolları) enfeksiyonu ve iltihaplanmasıdır. Bronşlar sizi öksürtse de, bu zatürreee gibi bir akciğer enfeksiyonu değildir. Bununla beraber, akut bronşit iyileşmezse, zatürreeeye çevirebilir.
Akut bronşit, genellikle virüsten kaynaklanan üst solunum yolları enfeksiyonu (burun, sinüsler, kulaklar veya boğazı da kapsayan) ile başlar. Bakteryel enfeksiyon, bazen viral enfeksiyonu takip eder.
Bebekler, küçük çocuklar, yaşlı insanlar, sigara içenler ve akciğer ya da kalp hastalığı olanlar, üst solunum yolları enfeksiyonuna karşı daha hassastırlar. Belirtiler ısrar ederse veya sık aralıklarla nüksederse (genellikle sigara içenlerde oluşur), duruma kronik bronşit denir.
SEMPTOMLAR
Öksürük bronşitin ana belirtisidir. Kuru bir öksürük veya balgam (sputum-mukoza birikimi ile cerahate benzer madde, enfeksiyonla mücadele eden beyaz kan hücresi içerir) üretimi de bronşit belirtisidir. Balgam yeşil-sarı renkliyse bakteryel enfeksiyon olması ihtimali vardır.Yorgunluk, hınktık solunum, boğaz ağnsı, düşük ateş ve ciğerlerde huzursuzluk, diğer sık karşılaşılan belirtilerdir. Nefes daralması da hissedebilirisiniz. Enfeksiyonun temizlenmesine rağmen, birkaç hafta boyunca kuru öksürük devam eder zira hava yolu zarı henüz tahriş olmuş durumdadır.
akut
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Akut bronşit, antibiyotik kullanmadan 4-5 gün içinde geçer. Ateşiniz varsa aspirin veya aspirin muadili kullanın. Dinlenin ve balgam inceltmek ve öksürüğü kolaylaştırmak üzere çok sıvı için günde 8, 12 bardak arası.
Nemli hava ve sıcak solumak da ifrazatı çıkarmaya yardımcı olur. Nemlendirici ya da buhar makineniz yoksa, banyoda sıcak bir duş alın veya lavaboya sıcak su koyun ve buharı içinize çekerken
W başınıza bir havlu örtün.Sigara içiyorsanız, en azından hastalığınız süresince bırakın. Atabileceğiniz en önemli adım, sigarayı tamamen bırakmaktır.
Ateşiniz 3 günden fazla sürerse veya aspirinle bile düşmeyen yüksek ateşiniz varsa ya da üşüme ve titremeleriniz oluyorsa, doktorunuzu arayınız. Nefes daralması, öksürüğün daha da kötüleşmesi ve kanlı ve kötü kokan mukoza üretimini farkederseniz, yine doktorunuzu arayınız.Bebeklerdeki, yaşlı insanlardaki, ve kronik hastalardaki (özellikle kalp ya da akciğer hastası olanlar) akut bronşit belirtileri derhal doktora bildirilmelidir.
Doktorunuz size fiziki bir muayene yapacak, stetoskopla göğsünüzü dinleyecek, balgam örneği alıp mikroskop altında bakterileri inceleyecektir. Bakteryel bir enfeksiyon şüphesi varsa ve geçecek gibi durmuyorsa, hap şeklinde bir antibiyotk yazılabilir. Bazı akut bronşit vakalarında, solunum yoluyla alman ve hava yollarını açmaya yarayan, bronşları genişleten ilaçlar kullanılır. Doktorunuzdan, reçeteye bağlı olmayan balgam sökücü ve öksürüğü durduran ve böylece uykunuzu rahatlatan ilaçlar önermesini isteyiniz.
Bebek Ağız Sağlığı Ve Hastalıkları
Dudaklar, dil, ağız mukozası, diş etleri, dişler, damak ve farinks bir dil basacağı yardımı ile ya da çocuk ağlarken bakılarak incelenir.
Ağız kuruluğu; sıvı alımının azaldığı veya sıvı kaybının arttığı (ishal, aşırı terleme, diyabetes mellitus, diyabetes insipidus, kusmalar) durumlarda dehidratasyona bağlı olarak oluşur. Ateşli hastalıklar, kabakulak da tükrük salgısının azalması sonucu ağız kuruluğuna yol açar.
Stomatit, diş çıkarma ve parazitozlarda ise hipersalivasyon (tükrük salgısının artışı) görülür.
HalitosisHağızda fena koku ağız hijyeninden yoksun çocuklarda, üst solunum yolu infeksiyonlarmda, özellikle adenoid vejetasyonlu çocuklarda görülür. Ketoasidozda ağız aseton kokar.Trismus; çene kaslarının kasılması sonucu ağzın açıklamamasıdır. En sık tetanosda görülür, ilk gelişen bulgudur ve en son kaybolur.
Dudaklar
Dudaklarda yarık (tavşan dudağı), damakta yarık (kurt ağzı) bazen kalıtsal, bazen de embriyonal dönemden kaynaklanan kongenital anomalilerdir.
Cheilosis (angüler stomatit); ağız köşelerinde derin ülserasyon, kabuklanma ve ‘çatlaklarla belirlenir. Aşırı salivasyonda ve riboflavin eksikliğinde rastlanır.
Ragadlar; dudaklardan ve özellikle ağız köşelerinden deriye uzanan çizgisel nedbelerdir. Lezyon mukozada da varsa sifilis düşünülmelidir.
Dil
Dilin tat duygusunu sağlayan sinirleri nervus fasiyalis, nervus glossopharyngeus ve nervus trigeminusun mandibülar dahdır. Bunlara özgü hastalıklarda tat duygusu bozulur. Koku alınamadığı durumlarda da tat duygusu bozulur.
Dilin büyük olması (makrogîossi); hinotiro-idide miksödem nedeniyle gelişir. Dil lenfanüomlarında, dil büyüklüğü yanısıra papillalar belirgindir ve çoğu kez boyunda kitleler ele gelir.
Anemide dil soluktur. Demir eksikliği anemisi ve pernisiöz anemide dil solukluğunun yanısıra papillalar atrofiktir. Üzerleri düzleşmiştir ve ağrılı olabilir.
Glossit, dil mukozasının iltihabıdır. Dil parlak kırmızı ve ağrılıdır. Antibiyotik kullanımı sonucu, B grubu avitaminozlarda, streptokok in-feksiyonlarında görülür. Kızılda dil ahududu görünümünde olur. Tifoda dilin orta kısmı siyaha çalan renkte ve paslı, kenarları kırmızıdır. Frenulum Cdil bağı) bazen dilin hareketlerini kısıtlayacak kadar kısa olabilir. Yemeyi ve konuşmayı engellemiyorsa önem taşımaz.
Ağız mukozası
Moler dişler hizasında etrafı kırmızı, toplu iğne başı büyüklüğünde beyaz kabarıklıklar, kızamığın patognomik belirtisi olan koplik lekeleridir. Kabakulakta, parotis bezinin Stenon kanalının ağzı, 2. üst azı dişi hizasında hafif kırmızı, topluiğne başı büyüklüğünde bir açıklık olarak görülür. Epstein incileri, yenidoğanda sert damakta müköz glandlarm obstrüksiyonu sonucu gelişen inklüzyon veya. retansiyon kistleridir. Spontan olarak kaybolurlar.
Yanak içinde, dil ve damakta süt parçacıkların andıran beyaz lezyonlara pamukçuk (müge) denir. Candida albicans (monilia) infeksi-yonuna işaret eder. Yenidoğanlarda sıktır. Uzun süre antibiyotik alanlarda, ağır hastalıklarda da görülebilir.
Ağız içinde beyaz etrafı kırmızı, ağrılı ülser plaklarına aft adı verilir.
Stomatit, ağız boşluğunun etiolojisi değişik iltihap, ülserasyon ve eksüdasyonudur. En sık aftlarla birlikte olur (stomatitis aphthosa). Antibiyotikler, mantar infeksiyonları, yakıcı sıvılar, vitamin eksiklikleri, agranülositoz, lösemiler ağız içi iltihabına yol açar. Yanakların ve dudakların iç yüzünde pigmentasyon Addison hastalığında ve Peutzjeghers sendromunda görülür. Lösemilerde, kanama diyatezlerinde peteşiler görülebilir. Ağız mukozasındaki döküntüler enantem adım alır.
Dişler
Dişlerin yaşa uygun olup olmadığı kontrol edilir. Dişlerin çıkmasmdaki aşırı gecikme hipotiroidiyi düşündürmelidir. Nadiren ailevi bir özellik olarak dişlerde eksiklik veya fazlalık görülür. Hiç diş çıkmaması kongenital ektodermal bir bozukluktur ve çoğu kez saç, tırnak ve ter bezlerinde değişiklikler ile birliktedir. Nadiren yenidoğanda natal diş görülebilir.
Tetrasiklin grubu ilaçlar ve demir preparatlan dişlerde sararma ve siyahlaşmaya yol açar. Ayrıca dişler deformasyon ve çürük açısından da değerlendirilmelidir.Üst kesicilerin kenarlarının çentikli veya kanca biçiminde oluşu kongenital sifilisi düşündürmelidir (Hutchinson dişleri).
Diş etleri
Anemide diş etleri soluktur. Diş etlerinin iltihabında (gingivît) diş etleri koyu kırmızı, şiş, ağrılıdır ve kolay kanar. Ağız bakımı kötü olanlarda, C avitaminozunda, üremi, lösemi, agranülositoz, uzun süre phenytoin alan epüeptiklerde görülür.
Pyorrhoea alveolaris, diş eti ile diş arasına giren mikroorganizmaların oluşturduğu iltihabi bir durumdur. Diş etine bastırıldığında cerahat gelir. Kurşun zehirlenmelerinde diş etlerinin serbest kenarlarında mavi şerit (kurşun sülfür) görülür.
Boğaz
Boğaz muayenesinde amaç farinksi, epiglot-tisi ve tonsillaları incelemektir. Çocuk annenin kucağında, kolları kavranıp dik pozisyonda tutulur. Sol el çocuğun alnına dayanılarak baş tes-bit edilir. Sağ el ile dil basacağı yan taraftan sokulur ve dil köküne bastırılır. Öğürme refleksi sırasında yumuşak damağın hareketi, aynı zamanda epiglottis görülür.
Difteri, yumuşak damak felcinin en önde gelen nedenidir. Epilottisin şiş ve kırmızı olması, hemen daima Hemofilus influenza infeksiyo-nuna bağlıdır.
Farinkste hiperemi, postnazal akıntı, lenf bezlerinin belirgin oluşu gözlenebilir. Genellikle iki yaşından küçüklerde rastlanan retrofaringeal apsede, farinkste müküs birikimi, yutma güçlüğü, horlayarak soluma ve yüksek ateş vardır.
Tonsillalarm büyüklüğü, rengi, eksüda ve membran olup olmadığı incelenir. Streptokok anjininde tonsillalar koyu kırmızıdır. Üzerinde folliküler cerahat odakları vardır. Boyun lenf bezleri de büyümüştür. Difteride, tonsillalar üzerinde dil basacağı ile kaldırılmaya çalışılınca kanayan bir membran oluşur. İnfeksiyöz mononükleoz da membranlı tonsillite yol açar. Büyükçe çocuklarda görülen peritonsiller apsede iltihabi ödem nedeniyle boğaz iyi görülmez ve uvuîa karşı tarafa itilmiştir. Tonsillalar ve yumuşak damak üzerinde küçük ülserli lezyonlar herpangina adını alır. Coxsackie virüsü ile oluşabilir. Tek taraflı tonsilla büyümelerinde tümör düşünülmelidir.
Ağız Kokusu Nasıl Önlenir ?
Günümüzde birçok insanda görülen ve ortama rahatsızlık veren ağız kokusu birkaç yöntemle ortadan kaldırılabiliyor. Uzmanlar dişeti hastalığı, diş çürüğü, problemli dolgu ve ağzında tükürüğün az bulunmasını sebepleri arasında gösterdiği ağız kokusunun, düzenli fırçalama ve diş hekimine gidilmesiyle ortadan kaldırılabileceğini ifade ediyor.
Ayrıca, bu zamana kadar çok duymadığımız dilin fırçalanması da kokunun engellemesinde fayda sağlıyor.
kokuDiş Hekimi Murat Sözmen, çevremizdeki birçok insanda ağız kokusunun büyük bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtiyor. İnsandaki ağız kokusunun yüzde doksan nedeninin diş ve dişeti hastalıklarından kaynaklandığına dikkat çeken Sözmen, kokunun önlenmesi için düzenli diş fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın öneminden bahsediyor. Çünkü ağız kokusunun en temel sebebi diş aralarında kalan gıda artıkları. Bunun yanında ağızda kokuya sebep olan, çürük, problemli dolgu, dişeti çekilmesi ve diş taşı sorunu bulunuyorsa mutlaka bir diş hekimine gitmeniz tavsiye ediliyor. Çünkü dişlerinizi düzenli fırçalasanız da bunların tedavisi diş hekimi koltuğundan geçiyor.
Sözmen’in, kokuya neden olan faktörler arasında bahsettiği diğer bir önemli gerekçe ise ağızdaki tükürük miktarı. Ağızda salgılanan tükürüğün yıkayıcı etkisi bulunması, dişleri temizleyerek, ağızdaki zararlı maddelerinin etkisini azaltıyor. Tükürüğün az olması bu etkiyi zayıflatıp, ağız kokusuna sebep oluyor. Sözmen, “Böyle durumlarda hastada diş taşı çok olur. Koku da fazla. Bir de dişini iyi fırçalamıyorsa tehlike ciddi boyutlara ulaşır. Kişi bol su içmeli ve düzenli diş fırçalamalı ki denge sağlansın.” diyor. Sözmen öte yandan, dilin de fırçalanmasının ağız kokusunu engellemede önemli olduğu vurgusunu yapıyor. Çünkü sigara, çay ve kahve içenlerde dil pası oluşuyor. Bu da kokuya neden oluyor. Sözmen bu durumda ‘dişlerinizi fırçaladıktan sonra dilinizi de mutlaka fırçalayın.” şeklinde konuşuyor.
Diş hekimi Murat Sözmen, dişte oluşan ve başta kokuya sebep olan diş taşlarının temizlenmemesi durumunda dişin çekilmesinin söz konusu olabileceğini aktarıyor. Sözmen, “Diş, taşları zamanla diş eti çekilmesine neden olur. Bu durum diş ile dişeti arasında derinliği açar. En son olarak dişi sadece kemik tutar. Diş enfeksiyona açık hale gelir. Sallanır. Çekilmesi zaruri olur.” diyor. Sözmen ayrıca, 20′lik dişlerin de uygun çıkmaması durumunda çekilebileceğini anlatıyor.
Et kalıntıları da koku yapar
Diş hekimi Murat Sözmen “Etler lifli gıda olduğu için diş aralarında kalabiliyor. Bu da diş fırçalamayla ya da diş ipiyle çıkarılmaz ise kokuya sebep olabilir.” uyarısında bulunuyor. Bu etlerin çıkarılmasında kürdan kullanmanın tehlikeli olabileceğini anlatan Sözmen, “Bu enfeksiyona neden olur. Bu durumda ağız sağlığı tehlikeye girer.” dedi.
Uçuk ve tedavisi
Uçuk ağız içinde ve dudaklarda su kabarcıklarına yol açan ve sık rastlanan, virüs yoluyla bulaşan bir hastalıktır.
Oral herpes de denilen bu son derece bulaşıcı virüs, açık yaralardaki sıvı ile doğrudan temas yoluyla yayılır. Enfeksiyon iyileştikten sonra fiziksel ve duygusal stresler başka bir uçuğu tetikleyene kadar virüs sinirlerde etkisiz şekilde kalır.
Nadir rastlanan durumlarda virüs parmağa sıçrar ve dolama denilen ağrılı bir şişkinliğe neden olur. Genital herpese, çocuklarda sık rastlanmayan farklı bir virüs neden olur.
ucuk
SEMPTOMLAR
İlk belirti diş etleri ile ağız içindeki ve çevresindeki diğer dokuların şişmesi ile ağrıdır. Tükürük salgılanmasında da bir artış görülebilir. Dudaklarda etkilenen bölge acılı olmadan Önce kaşınabilir ve karıncalanabilir. Birkaç gün sonra ağzın içinde ya da dudaklarda küçük su kabarcıkları görülebilir, bunlar daha sonra patlar, içindeki sıvıyı akıtır ve 3-4 gün içerisinde iyileşir.
Virüsün bulaşmasını engellemek için virüsün etkin olduğu aşamada çocuğunuzun diğer çocuklar ile doğrudan temas içinde olmaması gerekir. Diğer belirtiler arasında salgı bezlerinin şişmesi, asabiyet, baş ağrısı ve ateş sayılabilir. İlk defa görüldüğünde çok ağrılıdır, sonraki uçuklar daha az ağrılı geçer.Çocuk parmağını ağzındaki yaralara sürdüğünde dolama olabilir. Dolama, parmak uçlarında kırmızı, şiş ve oldukça ağrılı apselere neden olur.
TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Doktora uçuk belirtilerini anlatın. Doktor genelde bu belirtileri dinleyerek ve görsel bir muayene ile teşhis koyabilir. Tedavi, hastalığın beraberinde getirdiği rahatsızlığı azaltmaya yöneliktir ve bolca sıvı almayı, asitli yiyecek ve içeceklerden kaçınmayı, ağrı için asetaminofen almayı ve bazen de ağızdaki acıyı geçirmek için özel bir gargara kullanmayı içerir. Çocuğunuzun bol bol dinlenip uyumasına özen gösterin.
Bazı çocuklar antiviral ilaçlarla tedavi edilir; ancak bu belirtiler genelde birkaç gün sonra kendiliğinden geçer. Uçuk’un belirli bir tedavisi ve ileride nüksetmesini önlemenin bir yolu yoktur. Uçuk genelde stresli zamanlarda, çocuk güneşe çıktıktan sonra ya da çok fazla yorulduğunda görülür.
Diş İpi Nasıl kullanılır
Diş ipi, diş fırçasının ulaşamadığı sıkı diş aralarında kalan yiyecek artıklarının temizlenmesi açısından son derece gerekli bir araçtır. Çocuklara diş fırçalama öğretildiği yaşlarda diş ipi kullanımının da teknikleri anlatılarak öğretilmelidir.
Yemek artıkları en belirgin çürük sebebi olduğundan diş fırçalama sonrası dişler arasının ve diş ile diş eti çizgisi aralarının diş ipi kullanılarak temizlenmesi ihmal edilmemelidir.
Nasıl Kullanılır?
- Diş ipinden otuz santimetre uzunluğunda koparılır ve bir kısmı bir elin orta parmağına, diğer kısmı öteki elin yine orta parmağına dolanır. Diş ipinin bir kısmı da ortada serbest bırakılır.
- Ortada bırakılan kısım işaret parmağıyla geriye doğru itilerek dişler arasından geçirilir. Yalnız asla sert hareket etmemeli, aksi takdirde diş eti zarar görebilir. İpi dişlerin deiş eti kısımlarına doğru itilerek ağız boşluğu yönünde diş aralarını sıyıracak şekilde indirilir. Tabii ki diş etlerini kesmemek için yavaş hafif dokunuşlar olmalı.
- Aynı şekilde yine bir parça diş ipi alınarak alt dişler içinde işlem tekrarlanır.
DİŞ GICIRDATMA (BRUXIZM)
DİŞ GICIRDATMA (BRUXIZM)
Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene
hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır.
Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan
habersizdir.
Diş gıcırdatmanın sebepleri nelerdir?
Bruksizmin (diş gıcırdatması) oluş nedenleri
hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazı araştırmacılar buruksizmin dişler
arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından
kaynaklandığını, bazıları santral sinir sistemindeki bir hastalığın neden
olduğunu bazı araştırmacılar da bu iki nedeni de kapsayan çok yönlü bir problem
olduğunu ileri sürmektedirler.
Duygusal stresler (Herkes
stresin bruksizmin nedenleri arasında en önemli faktör olduğu konusunda fikir
birliği içerisindedir. Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer
ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini
artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir.)
Aşırı sinirli, hassas,
titiz bir yapıya sahip olmak
Malokluzyon (dişlerin
diziliş ve sıralanışındaki bozukluklar)
[b]
Diş gıcırdatması sonucu ağız ve dokularında ne tür rahatsızlıklar oluşur
ve belirtileri nelerdir?
Dişlerin çiğneyici yüzünde oluşan
aşınma:
Dişlerin birbirleri ile
sürtünmesi sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsayabilirse de
özellikle ön dişlerde daha etkilidir.
Dişlerde kırılma:
Dişleri sıkma ve gıcırdatma
sonucunda ön dişlerin köşelerinde arka dişlerin
çıkıntılı kısımlarında mikro çatlaklar oluşur. Röntgen ile saptanamayan
bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerin kırılmasına neden olur.
Dişlerde aşırı hassasiyet:
Genellikle soğuğa karşı
hassasiyet gelişir. (Bakınız,
Diş
Hassasiyeti)
Diş etinin geriye çekilmesi ve
genellikle bununla birlikte oluşan dişin boynunda diş eti hizasında
oluşan çentik şeklindeki aşınmalar:
Bu durumun oluşmasına
neden olarak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilmesi ya da aşırı baskı
uygulanarak yapılan diş fırçalama gösteriliyorsa da , bruksizm
hastalığının dişlerde bu gibi oluşumlara neden olduğu bilinmelidir.
(Bakınız, Dişeti Hastalığı)
Dişlerde sallanma:
Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallanmaya başlar.
Aşırı basınç dişleri saran kemik desteğinin kaybolmasına neden olur. Bu
durumu telafi etmek için dişlerin kökleri hizasında ekstra
kemik çıkıntıları gelişir.
Yanaklarda iritasyon (tahriş):
Özellikle dişleri birbirlerine temas ettikleri
kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmında çizgi ya da kabartı
şeklinde fibröz bir oluşum meydana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla
yanak ısırma olayı ile karşılaşılır.
Kas ağrısı:
Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu
bölgelerde kas ağrısına neden olur.
Baş ağrısı:
yukarıda belirtilen kas ağrısı zaman zaman baş
ağrısı şeklinde kendini gösterir.
Çene ekleminde ağrı :
Çene eklemine aşırı yüklenilme nedeni ile eklemde
ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir.[b]
Bu belirtiler diş
gıcırdatmasının
hemen başlangıcından itibaren ortaya çıkmaz. Olayın şiddetine ve süresine
göre bazen yıllar sonra görülebilmektedir. Çoğunlukla belirtilerin tümü
birden olmayabilir. Bazen çok az belirti gösterebilir.
Tedavi
Tedavinin amacı dişlerde
çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan
kaldırmaktır
Diş hekimi tarafından
uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacı ile
alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek kullanılan gece
koruyucuları, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araçtır.
Ancak gece koruyucularının çoğunlukla tek başlarına yeterli olamayabilmektedir.
Bu nedenle hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucularının yanında
bazı ek tedavilerinde uygulanması gerekmektedir:
Stres terapisi,
Rahat uyumayı sağlayıcı önlemler,
Kas gevşetici ilaç uygulaması,
Hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların
yenilenmesi,
Eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için
protez uygulamaları.
Kanal Tedavisi
Niçin kanal tedavisi yapılır?
Öncelikle şu bilinmelidir ki, doğal dişin
yerini hiç bir yapay diş tutmaz. Dolayısıyla doğal dişlerimiz tedavi ederek
son noktaya kadar korumalıyız. Dişlerimizden biri hastalandığında en bilinen
koruma yöntemlerinden biri de kanal tedavisidir. Kanal tedavisi hasar görmüş
dişlerin korunmasında yardımcıdır. Pulpa (sinir, kan, lenf damarlarını
içeren dişin içindeki yumuşak tabaka), kendini tamir edemeyecek derecede
hasar gördüğünde pulpa ölür. genellikle buna, kırık dişlerdeki veya derin
çürüklerdeki bakteriler sebep olur. Bakteriler dişin özünde
iltihaba yol
açar. Hasar görmüş veya hastalanmış pulpa çıkarılmazsa diş ve çevresindeki
dokular enfeksiyona maruz kalır. Ve sonunda dişinizi tamamen
kaybedebilirsiniz.
Kanal tedavisi nedir ve nasıl
uygulanır?
Kanal tedavisi pulpanın hasar gördüğü
durumlarda uygulanan bir tedavi şeklidir. Önceki yıllarda hastalanmış
yumuşak diş tabakasıyla karşılaşıldığında tek çözüm çekim iken, günümüzde bu
dişleri tedavi etmek mümkündür.
Kanal tedavisi yapılmazsa ne olur?
Derin
çürük ve çatlak dolayısıyla pulpanın
kendini iyileştiremeyeceği durumlarda diş canlılığını kaybeder, enfeksiyon
bütün dişe yayılabilir. Kanal tedavisi yapılmazsa enfeksiyon kök ucundaki
dokulara kadar ulaşabilir. Dişi çevreleyen çene kemiği de
iltihaplanarak
aşınır. Meydana gelen bu boşlukta abse oluşur. Bu tabloya ağrı ve şişlik de
eşlik eder ve diş kısa zamanda kaybedilir.
[b]
Kanal tedavisinin aşamaları;
1. Öncelikle ağrısız ve acısız bir
tedavi olması için dişe anestezi yapılır.
2. Daha sonra çürük temizlenip, dişin
özüne ulaşılınca hastalıklı ve yumuşak doku çıkarılır. Sinir ve doku artıkları
temizlenir.
3. Kök ucuna kadar diş kanalına şekil
verilir. Gerekirse bazı ilaçlar uygulanarak iyileşme hızlandırılabilir.
4.
Seanslar arasında diş iyileşene
kadar geçici dolgu maddeleriyle dişin üzeri kapatılır. İltihabın üremesinin
durduğu anlaşıldıktan ve kök ucundan iltihap gelmesi sona erdikten sonra kanal
içerisi özel bir dolgu maddesiyle, kök ucuna kadar doldurulur.
5.
Bazı
vak’alarda bu seanslara hiç gerek olmayıp tek bir seansta da kanal tedavisini
sağlıklı bir şekilde kanal tedavisini bitirmek mümkündür.
Kanal tedavisi uygulanmış bir dişin
ömrü ne kadardır?
Eğer diş tekrar enfekte olmazsa ve
çürümesini önleyici tedbirler alınırsa, ömür boyu bu dolgu kullanılabilir.
Düzenli dişhekimi kontrollerinizde enfeksiyonun başlangıcını
yakalayabilirsiniz. Ayrıca çok iyi bir ağız bakımı ile de dişin tekrar
çürümesi önlenmelidir.
[b]
çürük ve
apse oluşumu
başa
dön
anasayfa
Niçin kanal tedavisi yapılır?
Kanal tedavisi
nedir ve nasıl uygulanır?
Kanal tedavisi
yapılmazsa ne olur?
Kanal
tedavisinin aşamaları
Kanal tedavisi
uygulanan bir dişin ömrü nedir?
Alıntı ile Cevapla
AĞIZ KANSERİ
Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.
Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.
Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.
Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri;
Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar
Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması
Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar
Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi
Çiğneme ve yutma güçlüğü
Dil ve çene hareketlerinde zorlanma
Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk
Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması
Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.
Ağız kanseri riskinin azaltılması;
Sigara, sigar, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz
Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız
Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır
Meyva ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz