ASEPSİ ve ANTİSEPSİ
“Asepsi” kavramı enfeksiyon meydana getirebilecek patojen mikroorganizmalardan ortamın arındırılmasını içerir. “Antisepsi” kavramı ise vücut yüzeyi ve yaraların enfeksiyon meydana getirebilecek patojen mikroorganizmalardan arındırılması, başka deyişle vücuda uygulanan dezenfeksiyon işlemini anlatmaktadır.
Asepsi-antisepsinin önemi günümüzün en önemli sorunlarından olan ‘Hastane enfeksiyonları’ kavramının ortaya çıkmasından sonra daha da iyi anlaşılmıştır. Hastane enfeksiyonu; hastaneye yatıştan en erken 3 gün sonra, taburcu edildikten de 7 gün sonrasına kadar olan süre içerisinde görülen enfeksiyonlardır. Hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. Ülkemizden bir örnek verecek olursak Hacettepe Üniversitesinde yapılan bir çalışmada hastane enfeksiyonu nedeniyle hastaların yatış süresinin 20 gün daha uzadığı ve bu nedenlede hasta başı maliyetin yaklaşık olarak 1582 dolar artmış olduğu belirtilmektedir. Hastane enfeksiyonlarının ortaya çıkması için gereken faktörler; a) mikroorganizma için kaynak, b) duyarlı konak ve c) mikroorganizmaların taşınmasında rol oynayan yollardır.
Mikroorganizma için kaynak; hastalar, ziyaretçiler, hastane personeli, tedavi amacı ile kullanılan cihaz ve ilaçlar ile hastane ortamının kendisi olabilir. Bulaşmada direkt/indirekt temas, damlacık enfeksiyonları, gıda, su, ilaç ve tıbbi cihazlar gibi yaygın kullanılan hizmet araçları ve nadiren de insektler gibi vektörler rol oynayabilir. Duyarlı konak özellikle yoğun bakım üniteleri ve yeni doğan üniteleri başta olmak üzere tüm hastanede yatan hastaları kapsamaktadır. En dramatik olanı ise zaten hastane içinde önemli sorun olan yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların taşınması ve yayılmasında en büyük kaynak, sağlık çalışanlarının kirli elleridir. Bunun önlenmesi için en etkili ve basit tıbbi uygulama el hijyeni ve kuralına göre el yıkamadır. Bu basit tedbirle enfeksiyon riski önemli ölçüde azaltılabilir.
Genel olarak ellerde birisi devamlı olarak yerleşik “kalıcı”, diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan “geçici” iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur.
Kalıcı Flora. Bu mikroorganizmalar deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar ve çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken az bir kısmı da daha derin tabakalara yerleşirler. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz, bazen sayılarında artış kaydedilir. Bu floranın karakteristik üyeleri S. hominis, S. capitis ve S. epidermitis gibi koagülaz negatif stafilokoklar, Mikrococcus, Propniobacterium’lar ve Corynebacterium’lardır. Bu mikroorganizmalar deri dışında hastalık oluşturmazlar. Ancak deri bütünlüğünün bozulması halinde, immun sistemi baskılanmış hastalarda veya invaziv enstrüman uygulanan hastalarda ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler.
Geçici Flora. Hastaya ait kan, balgam, idrar, tükrük gibi çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. Ancak hastadan hastaya bulaşacak kadar eller üzerinde canlılıklarını koruyabilirler. İşte bu aşamanın önlenmesinde artık sadece temas öncesi ve sonrası el yıkamanın bile yeterli olmadığı, hasta odasına önlük ve eldiven takılarak girilip, çıkarken de bu malzemelerinde odada çıkartılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Söz konusu tedbirler MRSA (metisiline dirençli S.aureus) ve çoklu ilaç direnci gösteren pseudomonas ve asinetobakterler gibi önemli patojenlerle ortaya çıkan enfeksiyonlar nedeniyle izole edilen hastalarla yapılan her temasta uygulanmalıdır.
El yıkama işlemleri esnasında kullanılacak antiseptiğin seçimi, miktarı ve el yıkama süre konusunda sağlık çalışanları bilgilendirilmelidir. Adi sabun ve su ile yapılan basit bir el yıkamada bu bakterilerin tamamı mekanik olarak uzaklaştırılabilir ancak dirençli mikroorganizmalarla kontaminasyonu önlemede yeterli olmayabilir.