Otel sitelerinin tanitimi
Herkes için yaz çok önemlidir.Çünkü bütün kış durmaksızın çalışırlar.Yaz gelince ise;onlardan mutlusu yoktur artık.Bütün kış boyunca çalıştılar ve yoruldular,şimdide tatil zamanı.Ama tatile gidiyorum demekle de olmuyor dimi bu işler?Nereye gideceğim,hangi otelde kalacağım,hangi otel ne kadar ucuz gibi birçok sorunuz var kafanızda.İşte bu sorularınızın cevaplarını bulabileceğiniz bir adres Vakantie Egypte.Umarım bu siteye girdikten sonra kafanızda tek bir soru işareti bile kalmaz.Dominik Cumhuriyeti,son zamanlar da turizm alanında önemli adımlar attı.Atlas okyanusuna kıyısı olması da burayı tatil cenneti yapmaya fazlasıyla yetiyor.Özellikle de Vakantie Griekenland oteli Donimik Cumhuriyeti’nin en büyük kozlarından biri.Umarım daha da ileri gider turizm alanında bu güzel ülke.Hollanda Avrupa’da yaşanılabilecek en güzel ülkelerden biri.Özellikle de hayat standartları oldukça düşük.Örneğin; Sim Only şirketi neredeyse bedava konuşturacak Hollanda da yaşayan kişileri.Biz de öyle mi peki?Kart fiyatları,konuşma fiyatları aldı başını gidiyor.Umarım bir gün Türkiye’de Hollanda gibi yüksek standartlara ulaşır.
Bronşektazide tedavi
Tedavi
Tedavinin amacı:
Semptomları kontrol etmek ve progresyonu önlemek
Tedavi ilkeleri:
1.Predispozan faktörlerin ortadan kaldırılması Read the rest of this entry »
Bronşektazide laboratuar bulguları ve tanı
Laboratuvar
nLökositoz
nYüksek sedimantasyon hızı
nNormokrom normositer anemi
nBalgamda bol nötrofillerle birlikte bakteri
(izole edilen m.o:H.İnfluenza,S.pneumoniae, Read the rest of this entry »
Bronşektazide Semptomlar
Semptomlar
Öksürük (%90)
Balgam (Aylar-yıllar boyu süren günlük mukopürülan, yapışkan balgam) (%76)
Dispne (%72)
Hemoptizi (%56)
Plöritik göğüs ağrısı (%46)
Halsizlik
Kilo kaybı Read the rest of this entry »
Bronşektazi Etyolojisi
nKonjenital nedenler
-Williams-Campbell send: bronşlarda kıkırdak eksikliği
-Mounier-Kuhn send:trakeobronkomegali
-Bronşial atrezi
-Unilateral pulmoner arter agenezisi Read the rest of this entry »
Bronşektazi Reid Sınıflaması
Silendirik (tubuler) bronşektazi
nBronşların proksimalden distale aynı çapta genişlemesi ve distalde geniş
olarak sonlanmasıyla karekterizedir.
Bronşektazi
Bronşektazi Antibiyotik öncesi dönemde tekrarlayan enfeksiyonlar sonucu sık rastlanan bir hastalık’dı.
Bu nedenle yoğun akciğer rezeksiyonları uygulandı.
Bugün Amerika ve Avrupa’da bronşektazi için önemli vakalar kistik fibrozis hastalarıdır. Read the rest of this entry »
KAN TARNSFÜZYON KOMPLİKASYONLARI
a.Enfeksiyonlar. Kan ürünlerinde agresif testler oluşturulmasına rağmen, bağışlanmış ünitelerde 1/34.000 oranında rezidüel enfeksiyon barınması nedeniyle bulaşıcı ajanların yayılması halen homolog kan transfüzyonlarında büyük sorundur. Hepatit C ve hepatit B tüm risklerin %88’den oluşturduğu kabul edilmektedir, bunlarda bağışlanmış kanların tüm testleri geçe oranı sırasıyla 1/100.000 ve 1/60.000 dır. HIV-1’in bulaşma riski yaklaşık 1/500.000 ve human T-cell lenfoma virüsü için 1/600.000’den azdır. Bununla birlikte yeni tarama prosedürlerinin gelecekte riskleri %27-72 oranında azaltacakları hesaplanmaktadır. CMV bulaşı CMV negatif immun olarak uyarılmış hastalarda risktir ve lökosit tutucu filtreler veya CMV negatif kan ürünleri kullanarak azaltılabilir. Bakteri ve endotoksinler kan ürünleriyle verilebilir, özellikle bunlar uzun süre depolanabilir. Nadiren de olsa parazitik enfeksiyonlar(malaria chagas hastalığı, brusella, sifilis) kan ürünleriyle bulaştırılabilir.
b.İmmun reaksiyonlar
- 1. Akut hemolitik reaksiyonları alıcı antikorlarının transfüze edilmiş RBC antijenlerinin reaksiyonundan kaynaklanır. Bu reaksiyon intravasküler hemoliz üretir ve genellikle ABO ve Rh uyuşmazlığından oluşur. Başlangıçta, semptom uyarılmış hastadır, aşırı kıpırdanma, anksiyete, flashing, göğüs ve sırt ağrısı, taşipne, taşikardi ve bulantıyı içerebilir. Bu semptomları şok ve hemoglobinüriye bağlı böbrek yetmezliği takip eder. Bilinci kapalı veya anestezi altındaki hastalarda transfüzyon reaksiyonunun ilk bulgusu insizyonlardan yaygın kanama veya mukoz menbranlardan sızma olabilir. Transfüzyon reaksiyonundan şüphelenildiğinde, infüzyon acilen sonlandırılmalı ve tüm intravenöz tüpler değiştirilmelidir. Verici ünite ve alıcı değerlendirmelerinin çek edilmeye ihtiyacı vardır. Çünkü günümüzde ABO reaksiyonlarının çoğu bürosal hatalardan kaynaklanmaktadır. Alıcı serum ile verici ünitenin kalanıyla cross-match tekrar değerlendirilmelidir. Plazma hemoglobiniyle birlikte serum bilirubini ve kan koagulasyon parametreleri değerlendirilmelidir. Tedavi intravasküler volüm sürdürülmesi, ihtiyaç duyulan hemodinamik desteğin verilmesi ve renal fonksiyonlarının korunmasıdır. İdrar atılımı gerekiyorsa, volüm resusitasyonu, diüretikler,ve mannitol kullanarak 100 mL/saatin üstünde tutulmalıdır. İntravenöz sıvıların içine sodyum bikarbonat ekleyerek (%7.5’luk sodyum bikarbonattan 2-3 ampul 1000 mL %5 dekstrozun sudaki solüsyonuna) idrar pH’sının 7.5’un üstünde tutularak alkalizasyonu hemoglobinin renal tüplerde çökmesinin korunmasında yardımcı olur.
- 2. Gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonları alıcının saldığı antikorların antijenlere verdiği cevabın sonucudur. Başlangıçta transfüze edilen RBClerin ömrü normaldir fakat 1-25 gün sonra RBCler hızla yıkılırlar. Hemoglobinin düşmesi ve bilirubinin artması bu teşhisi düşündürür. Spesifik tedavi nadiren gereklidir ancak akut hemolitik reaksiyon gibi ciddi vakalar volüm desteği ve idrar atılımının idamesiyle tedavi edilmelidir.
- 3. Nonhemolitik immun transfüzyon reaksiyonları genellikle transfüze edilmiş WBC, plateletler veya plazma antijenlerine olan reaksiyonların bir sonucudur. Ateş, üşüme, ürtiker, pururitis,ve solunum sıkıntısı bu reaksiyonların bir sonucudur. Özel kontrendikasyonu olmadığı sürece, bu reaksiyondan kaçınmak için hastaların çoğu transfüzyondan önce asetaminofen ve difenhidramin ile tedavi edilmelidir. Antikorlu hastalarda WBCler filtrelerle tutularak RBCler verilebilir. IgA eksikliği olan hastalarda IgA’ya karşı antikor oluşturabilir ve IgA içeren kan transfüzyonuna karşı ciddi bir anaflaktik reaksiyon oluşturabilir. Bu hastalara IgA olmayan kan veya yıkanmış eritrositler verilmelidir. Nonhemolitik reaksiyonlara için semptomatik tedavi asetaminofen ve difenhidramin (25-50 mg p.o veya i.v), epinefrin, ve glikokortikoid tedavisidir. Meperidin (25-100 mg) özelikle transfüzyon reaksiyonlarıyla birlikte olan üşüme titreme yardımcıdır. Ciddi reaksiyonları olduğu gözlenene hastalarda gelecekteki transfüzyonlardan önce asetaminofen, difenhidramin ve hidrokortizonla (100-150 mg i.v) proflaksi yapılmalıdır.
- 4. Nonkardiojenik pulmoner ödem dönör ünitesinde oluşan antilökosit antikorların bir sonucudur. Bu durum geçicidir ve destek tedavsi yeterlidir.
- 5. GVHD (Greft vs. Host reaksiyonu) immun olarak uyarılmış veya HLA- aile öyküsü olan alıcılarda immunokomplement T hücrelerinin transfüzyonundan sonra oluşur. GVHD raş, yükselmiş karaciğer fonksiyon testleri, ve pansitopeniyle kendini gösterir ve %80’den fazla mortaliteyle birliktedir. İmmunokomplament hastalarının birinci derece akrabalardan alınmış donör kanının ve immun olarak uyarılmış hastalar için tüm kanların ışınlanması bu komplikasyondan korur.
c. Volüm yüklenmesi kötü kardiyak ve renal fonksiyonları olan hastalarda kan transfüzyonundan sonra oluşabilir. Völüm dengesinin dikkatli monitörizasyonu ve diüretik tedavinin uygun verilmesi bu komplikasyon riskinin azaltabilir.
d. Massif transfüzyon 24 saatten az bir sürede hastanın normal kan völümünden daha fazla kan ürünü transfüzyonu olarak tanımlanır. Daha az volüm veya transfüzyon oranıyla karşılaşılmayan bir çok komplikasyon yaratır.
- Koagülopati koagulasyon faktörlerinin ve plateletlerin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Platelet transfüzyonu, TDP veya kriyopresipitat ampirik olarak değil klinik durum ve laboratuar değerlere göre verilmelidir.
- Hipotermi soğuk kan ürünlerinin massif volümde resüsitasyonundan kaynaklanır fakat kan ısıtıcıları kullanılarak korunulabilir. Hipotermi kardiyak disritmileri ve koagulopatiyi uyarabilir.
- Sitrat toksisitesi hepatik disfonksiyonlu hastalarda massif transfüzyon sonrası gelişebilir. Hipokalsemi 10mL %10’luk kalsiyum glukonatın intravenöz olarak verilmesiyle tedavi edilebilir.
- Elektrolit anormallikleri hiperkalemi ve asidozu içerir, özellikle daha önce hiperkalemisi olan hastalarda massif transfüzyon sonrası nadiren görülürler.
Trombosit Konsantreleri
- Massif kan transfüzyonu ve bu transfüzyonun trombositten fakir kanla yerine konması sonucunda oluşan trombositopenide
- Kalitatif trombositopeni veya uygunsuz ürünler sonucunda oluşan trobositopenilerde
- Trombositopeniye bağlı kanamalarda
- Trombositopenik hastaların cerrahiye hazılanmasında endikedir.
Süren hemorajilerde ve majör operasyonlardan önce platelet sayısının 100.000/µL’den daha fazla olması sağlanmalıdır; bununla birlikte platelet fonksiyonları normalse platelet sayısının 50.000/µL2den fazla olması minör cerrahi prosedürler için yeterlidir. Ciddi tronbositopenili hastalarda, spontan kanamaları engellemek için platelet sayısını 10.000µL civarında sürdürülmelidir. Bir adet trombosit süspansiyonu Trombosit sayısını yaklaşık 5-10.000 artırır. Hazırlanmış preperat 120 saat içinde verilmelidir. Tromobosit ürünlerinin enfeksiyon taşımaları ve alerjik reaksiyon oluşturma insidansları tam kan preparatlarına eşittir. Trombosit süspansiyonları az da olsa eritrosit içerdiklerinden ABO grup uygunluğu aranmaktadır.
- a. Uygulama. Rastlantısal donör plateletleri rutin olarak kullanılır, fakat uzun süre plateler replasmanına ihtiyaç duyan hastalarda ve bunlar platelet transfüzyonuna refraktörse tek donör transfüzyonları platelet sayısını arttırmada çok daha efektif olabilir. Genel olarak rastlantısal donör plateletlerinin ‘6 paket’i veya tek donör plateletlerinin 1 ünitesi platelet sayısını 30.000-60.000/µL kadar arttırır.
- b. Platelet transfüzyonlarına spesifik komplikasyonlar
1. Alloimmunizasyon Uzun süre platelet transfüzyonu yapılan hastaların %50-75’inde oluşur ve platelet transfüzyonu sonrası platelet sayısının önemli ölçüde artmasında bozukluk olarak kendini gösterir. Tek donör plateletleri rastlantısal donör platelet ürünlerine göre daha iyi sonuç verebilirler. Uzun süre platelet tedavi ihtiyacı varmış gibi görünen hastalarda, HLA’ sı karşılaştırılmış tek donör plateletleri alloimmunizasyon oluşmasını yavaşlatır.
2. Posttranfüzyon purpura Multipar kadınlarda ve daha önceden platelet transfüzyonu yapılmış kişilerde platelet transfüzyonunun nadir görülen komplikasyonudur.Bu genellikle alıcı antibodylerinin platelet antijeni PlA1 karşı reaksiyonundan kaynaklanır. Bu durum platelet transfüzyonundan 7-10 gün sonra ağır tronbositopeni, purpura, ve kanama gelişmesiyle ortaya çıkar. Fatal kanama olabilir. Plazmaferez ve immmunoglobiln tedavisi platelet düzeyinin artırır. Platelet transfüzyonu inefektiftir.
KAN ÜRÜNLERİ
1.Taze Tam Kan:
24 saatlik kanın verilmesine denir. Trombosit ve FVIII’den zengindir. Fakat nadir endikasyonu vardır. Enfeksiyon riski taşıyabilir ( testler çoğu zaman 24 saate yetiştirilemez.).
2.Depolanmış Tam kan:
Günümüzde bu tedavi nadiren gereklidir ve nadiren uygulanır. Yeni koruyucu maddelerle kan yaklaşık 40 gün saklanabilir. Eritrositlerin yaklaşık % 70’i 24 saat süreyle alıcının kanında dolaşabilir ve canlılıklarını korurlar. Depolanma sırasında kanın inrasellüler ATP ve 2,3 difosfogliserat (2,3 DPG) içeriğinde azalma oluşur ve buda O2 hemoglobinde ayrılmasını zorlaştırdığından kanın O2 taşıma kapasitesini azaltır. Depolanmış kan trombositlerden fakirdir. Tüm trombositler saklanmadan yaklaşık 24 saat sonra canlılıklarını kaybederler. Bununla birlikte pıhtılaşma faktörleri olan FII, VII, IX, ve XI depolanmış kanda stabil olarak dururlar. 21 gün içinde kan PH’sı 7 den 6.68’e laktik asid 20’den 150 mg / dL çıkar. K konsantrasyonu 32 mEq, ve amonyak konsantrasyonu 50’den 680 mg ulaşır. Tam kan yeni oluşmuş hemorajilerde (ör. GI kanama, majör cerrahi veya travma) kan volümü replasmanı için kullanılabilir.
3.Eritrosit suspansiyonu (RBC)
Klinik durumların hemen hemen tümü için iyi bir seçenektir. Plazmanın yaklaşık tümü alınır ve eritrositler konsantre halde korunur. Bu durum plazmaya bağlı reaksonları oldukça azaltır ancak tam olarak elimine etmez. Ayrıca sodyum, potasyum, laktik asid ve sitrat verilmesini azaltır. RBC transfüzyonu anemi tedavisi veya aneminin düşürdüğü kanın oksijen taşıma kapasitesini arttırmak için kullanılır. Rutin olarak 7-8 mg/dL’lik hemoglobin düzeyi normovolemik hastalarda doku oksijenasyonu için yeterlidir. Bununla birlikte tedavi, hastanın yaşı, hastanın pulmoner ve kardiyovasküler durumu, gerekli olan transfüzyon tipi (ör. Homologmu, otologmu) ve sonraki kan kaybı beklentisi temelinde özelleştirilmelidir. Folat, vitamin B12,ve demir eksikliği gibi düzeltilebilir anemi sebepleri, bu hastaların kan transfüzyonu gerektirmemesi nedeniyle ortaya konmalıdır. Kronik anemiler özellikle renal hastalıklara bağlı anemiler eritropoetin (50-100 ünite/kg ,haftada üç kez) ile tedavi edilmelidir.
Cerrahi hastalarda kan transfüzyonunun ana endikasyonu kan volümünün replase edilmesidir. Kanama gibi hızla gelişen durumlarda kan volümünün doğru tahmin edilmesi güçtür. Çünkü normal kan değeri kişiye göre değişebilir. Bununla birlikte hemotokrit ve hemoglobin değerleri bize güçlü bir fikir verir.